GAGALI MEMELİLERDEN PLATIPUS

GAGALI MEMELİLERDEN PLATIPUS

Bir tilki düşünün ki bacakları arasından kuyruğunu karnına bastırmış. Derin bir yuva yapıp yumurtlamak için çimen ve çamur taşıyan bir tilki... Nehir yatağı üzerinde hergün saatlerce zaman harcayan, yiyecek için dalan, suyun altında gözleri, burnu ve kulakları sımsıkı olduğu halde çok bol yiyecek bulabilen bir tilki hakkında ne düşünürsünüz? Bütün bu söylediklerimi gülünç ve mânâsız buldunuz değil mi? Aslında kendimi anlatıyorum ancak ben bir tilki değilim. Derim bile bir tilkininki kadar güzel ve yumuşak değil. Fakat bir tilki ile neredeyse aynı büyüklükteyim. Akıntı kıyısında inimi kendim kazarım. Günün çoğunda burada uyurum. Arka pençem ile kürkümü temizlemek için çok nadir olarak güneş ışığına çıkarım. Yaratıcım beni çok orijinal bir şekilde sanki birçok hayvanın kısımlarından derleyip toparlamış gibi. Kuyruğum tıpkı baraj ustası kunduzların kuyruğu gibi. Eşimin arka ayağındaki "zehir pençesi" bir engereğin dişine benzer. Parmaklarımız arasına gerilmiş olan ve yüzmemize yardımcı olan deriler bir kurbağaya, ağzımız ise sadece ördeğe benzer. Aslında sadece kuşlarda bulunduğunu zannettiğiniz bu gaga en önemli organlarımızdan biridir ve onu sadece beslenmek için kullanmayız. Sahip olduğumuz bu gaga yüzünden bize Omithorhynchus (ördek gagalı veya kuş gagalı) ismini verirler. Bir memeli hayvan olduğumuz halde, kuş gibi yumurtlarız, fakat bir kedi gibi yavrularımızı süt ile besleriz. Balık gibi yüzeriz ve bir köstebek gibi toprağı kazarız. Bu kadar çok özelliği bir arada bulundurunca da sistematikçiler bize yer bulmakta biraz zorlanıyorlar. Balıklara mı, kuşlara mı, memeliler veya yılanlar grubuna mı aitiz, bilemiyoruz? Bazı bilim adamları evrim düşüncesiyle, bizi sürüngenlerin ve memelilerin arasında daha tamamlanmamış bir geçiş formu olarak düşünüyorlar, fakat çok yanılıyorlar. Niçin bir ara form olalım ki? Biz bulunduğumuz zaman için çok modern bir hayvanız. Kuşu, sürüngeni ve memeliyi ayrı ayrı yaratan Kudreti Sonsuz, bizleri de böyle daha farklı isimlerine ayinedârlık yapmak üzere farklı şekilde yaratmış. Ya sen böyle düşünmüyor musun? Bizim üzerimizde çalışan bilim adamları süper modern âletlerimiz ve son derece mükemmel kabiliyetlerimiz karşısında hayrete düşüyorlar. Bu yüzden her hangi bir soy-ağacına bağlı değiliz. Monotremata (tekdelikliler) diye ad verilen bu grubun bilinen üç türü var. Ben ördek gagalı (Ornithorynchus anatinus) ve arkadaşlarım uzun gagalı ekidna (Zaglossus bruijni) ile kısa gagalı ekidna (Tachyglossus aculeatus) hepimiz de yumurtlayan memelileriz. 19. yüzyıla kadar Avrupa'da hiç bilinmiyorduk. Bizimle ilgili ilk raporlar yayınlandığında bilim adamları böyle garip bir şeyin varlığına inanıp inanmamakta kararsızlığa düştüler. Bir aldatmacaya düşeceklerinden korkuyorlardı ve birisinin keratin gaga ve derili ayakları itinalı bir şekilde bir kunduzun gövdesine monte ettiklerine karar verdiler. Fakat gerçekten bizler varız ve Doğu Avusturalya'da yaşıyoruz. Araştırmacılar için çok zor bir hayvan olduğumuzu kabul ediyoruz. Bizi görmek isteyen geceleyin suyun içinde takip etmek zorundadır. Sımsıkı kapalı gözlerimizle bu karanlıklarda avlanıyoruz. Eğer bizi takip etme fırsatını bulursanız her türlü engelin etrafında ne kadar kolay yüzdüğümüzü, karides ve omurgasız hayvanları kovalayıp yanak boşluğumuza onları doldurduğumuzu, daha sonra su yüzeyine çıktığımızı ve yavaş yavaş ağzımızın içindekileri boşalttığımızı görürsünüz. Bu yolla her gün kendi vücudumuzun yarısı kadar ağırlıkta yiyecek tüketebiliyoruz. En sonunda bir araştırmacı, gagamız üzerinde daha dikkatli çalışmaya karar vererek gagamızın yumuşak üst yüzeyinin binlerce küçük delik ile süslendiğini buldu. Yaratıcımız duyarlı sinirlerle kaplı bu deliklerin her birine minyatür plâklar koymuş. Bu yolla dokunma duyusu beyne hemen nakledilir. Böylece göz, kulak veya diğer vücut parçalarımızdan gelen bir uyartıdan daha hızlı bir reaksiyon gösterebiliriz. Eğer sadece bu mekânik duyu alıcılarına sahip olsaydık, suyun altında bir engelle şiddetli bir şekilde çarpışabildik. Gagamızın üzerindeki duyu alıcılar arasına ayrıca elektrikî uyaranla çalışan bir sürü benzer yapılar dağıtılmış. Bu alıcılar özel bir madde salgılayan bezlere bağlıdırlar ve sadece su altında fonksiyon gösterirler. Buna ek olarak zayıf elektrik akımıyla reaksiyona giren özel sinir uçları da vardır. Yüzerken, gagamızı saniyede 2-3 defa değişik taraflara sallarız. Bu yolla yengeçler ve diğer küçük hayvanlar tarafından çıkarılan küçük elektrik dalgalarını toplar ve böylece onları takip edebiliriz. Termal dalgıç elbisesi bizim dikkate değer bir özelliğimiz olarak, vücut sıcaklığımızı düzenleme hususiyetimizdir. Kışın bile yemeye ihtiyacımız olduğu için, buz gibi sularda saatlerce zaman geçiririz. Diğer hayvanlar düşük sıcaklıktaki sularda fazla uzun süre kalamazlar. Yaratıcım bir kutup ayısının kürkünden daha iyi bir şekilde yalıtkan olan tüylü dalma elbisesi ile bizi teçhiz etmiştir. Ayrıca metabolizmamızı da değiştirebiliriz, böylece yaklaşık 0 °C olan buzlu su içinde, birkaç saat sonra bile vücut sıcaklığımız halen 32 °C olarak kalır. Her erkeğe arka ayağının üzerine, içi boş mahmuz şeklinde bir silah verilmiştir. 1,5 santim uzunluğunda ve kuvvetli zehir taşıyan böyle bir zehir enjektörü bütün memeliler içinde başka hiçbir hayvanda yoktur. Zehir, kalça üzerindeki bir bezden üretilir ve çok kuvvetlidir. Bu mahmuz ile yaralanan bir köpek, kalp fonksiyonları bozukluğu ve solunum telciyle kısa süre içinde ölür. Sadece 0,05 mg gibi küçük bir dozu test eden bir bilim adamı duydum. Bu zehri koluna enjekte ettiğinde şiddetli bir ağrı ile karşılaşmıştı.

Develerin hörgüçlerine yağ depolaması gibi bizim kuyruğumuz da çok mükemmel bir yakıt tankıdır. Ayrıca yüzerken de dümen vazifesi görür. Karaya çıktığımızda kuyruğumuzu karnımıza doğru bastırarak, arasında bize lâzım olan her şeyi taşıyabiliriz. Diğer yüzücü hayvanların ve bazı kuşların da sahip olduğu perdeli ayaklarımızı, içeriye doğru katlayarak koşmak, tırmanmak ve kazmak için rahatlıkla kullanabiliriz. Dört milimetre büyüklüğünde yumurtalarımız, sol yumurta tüpünden aşağıya göçerken erkekden gelen spermler ile döllenirler ve korunmaları için üzerlerinde ilk yumuşak kabuk oluşur. Yumurtalar daha sonra rahime indiğinde ikinci kabukla sarılır, 12 mm büyüklüğe ulaştıklarında, üçüncü ve koruyucu son kabuk oluşur. Göbek bağı olmayan embriyo ilk günlerini bu şaşırtıcı kabuk içinde beslenerek geçirir. Lastik gibi yumuşak olan yumurta kabuğunu açmak için, yavrunun bir âlete ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı bilen Yaratıcımız, âciz yavrunun üst çenesine küçük bir diş takıverir. İki gün sonra onları süt ile besleyebiliriz, takat bilmelisiniz ki bizim meme başımız yok. Süt, derimizin içinden, tıpkı ter gibi sızar ve yavrularımız küçük yumuşak gagalarıyla bunu alırlar. Sütümüz şaşırtıcı derecede demir ihtiva eder (inek sütünden 60 defa fazla). Yaratıcı yavrularımızın ihtiyacı olan demiri depolamak için karaciğerlerimizin çok küçük olduğunu bildiğinden bizi böyle yaratmış. Bizim hiçbir zaman şuursuz evrimin oyuncağı bir ara form olmadığımızı, çok hususi yaratılmış bir sanat eseri olduğumuzu herhalde anlamışsınızdır...

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!

  YASAL UYARI: sagliginonemi.blogcu.com'un içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik internetten araştırılarak derlenip hazırlanmış olup, sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. sagliginonemi.blogcu.com sağlıkla ilgili konularda en doğru bilginin hastayı muayene eden doktorundan öğrenilebileceğini savunur. Sitemizdeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır. Bu bilgilerin yanlış anlaşılması veya kullanılmasından doğabilecek mağduriyetlerden sagliginonemi.blogcu.com sorumlu tutulamaz. Sitemizdeki bilgi ve belgeler kesinlikle ticari amaçlarla kullanılamaz. Diğer maksatlarla kullanmak için de izin alınması gerekir. Bu siteyi ziyaret eden kişiler bu uyarıları kabul etmiş sayılır. Sitedeki bilgiler her gün güncelleştirilemediğinden her bilgi ziyaretçi tarafından, doktoruna danışılarak kontrol edilmelidir. .