Uyku Bozuklukları - Uyku Düzeni - Uykusuzluğa karşı Öneriler - U

Uykunun dönemleri var mıdır?

Uykuda farklı 5 dönem dikkati çekmektedir. Bu dönemlerden birisi REM (Rapid Eye Movement) diğerleri ise Non-REM olarak adlandırılmaktadır. Non-REM dönemi kendi içinde iki ana bölüme ayrılabilir:

Yüzeyel uyku (1. dönem ve kısmen 2. dönem)

Derin uyku (3. ve 4. dönemler). Bu dönemleri içine alacak şekilde bir tanım yapılırsa uyku, uyanıklıkla 5 uyku dönemi arasındaki periyodik geçişlerdir denebilir.

Genellikle kısa bir uyanık dönemden sonra insanlar 1., 2., 3. ve 4. döneme girmektedir. Uykunun başlamasından yaklaşık 90-120 dakika sonra da ilk REM dönemi ortaya çıkmaktadır. Daha sonra da 90-120 dakikalık aralarla bir gecede 3-5 REM döneminden geçilmektedir. Genç erişkin insan uykusunun yaklaşık olarak %5-10’unu 1. dönem, %45-60’ını 2. dönem, %20-25’ini 3. ve 4. dönem ve %20-30’unu REM dönemi kapsamaktadır. Genel olarak uykunun ilk üçte birlik bölümünde Non-REM, son üçte birlik döneminde de REM uykusu daha fazla yer almaktadır.

Yüzeyel uyku, uyku-uyanıklık geçişi arasındaki dönemi oluşturmakta olup bu dönemde insanlar kolaylıkla uyandırılabilmektedir. Derin uyku sırasında insanın uyandırılabilmesi için daha şiddetli uyarana ihtiyaç vardır. Bu dönemdeki değişimlerin, bedensel dinlenmeye, yenilenmeye hizmet ettiği kabul edilmektedir. Derin uykunun yeterince uyunmadığı ya da deneysel olarak ortadan kaldırıldığı durumlarda ise insanlar dinlenemediklerinden, sabah yorgun kalktıklarından, yeni bir günün yükünü taşıyacak durumda olmadıklarından yakınmaktadırlar.

Rüyalar ne zaman görülür?

Rüyaların % 80'inin REM sırasında görüldüğü bilinmektedir. Bu dönemdeki değişimler, fizyolojik aktiviteler açısından uyanıklığa benzerlik göstermektedir. REM'in işlevi konusunda iki temel açıklama vardır: birincisi, REM'in amacı gün içinde yaşananları unutmaktır, ikincisi, REM uyanıklıkta alınan bilgilerin düzenlenmesinde hizmet eder.REM'in birey için gerekli bulunmayan kayıtları silerek, gerekli olanları düzenleyerek ertesi güne duygusal ve düşünsel olarak hazırlanmaya hizmet ettiği söylenebilir.Ayrıca hayvan deneyleri, öğrenme ile REM arasında yakın ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.

Uyku bozuklukları yaygın mıdır?

Uyku bozukluklarının genel populasyonda yaygınlığı % 15-35 civarında olup, % 10-20 oranında ağır ve kalıcı bir şekilde uykusuzluktan yakınanlar bulunmaktadır. İnsanların % 50’si yaşamlarının bir döneminde uykusuzluk çekmektedirler. Bu insanların yarısının sorunlarının ciddi boyutta olduğunu ifade etmeleri, uykusuzluğun önemli ve oldukça yaygın olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir.Yaşa ya da cinsiyete göre uyku sorunları değişir mi?

Araştırmalar kadınların daha fazla uykusuzluk yakınması bulunduğunu göstermektedir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte uyku ihtiyacı da azalmaktadır. Gençlerin daha çok uykuya dalma güçlüğü çektikleri, yaşlıların ise uykuyu sürdürmeye ilişkin sorunlarının ön planda olduğu dikkati çekmektedir. Yaşlılıkla artan hastalıkların uykusuzluk oluşumuna katkısı da yadsınamaz. Süregen uykusuzluk, kadınlarda, yaşlılarda ve bedensel ya da ruhsal hastalıkları olanlarda yaygındır.

Uykusuzluk insanı nasıl etkiler?

Uykusuzluk, hasta için uyuyamamanın ötesinde anlam taşımakta, psikososyal, mesleki alanlarda da sorunlara yol açmaktadır. Araştırmalar, uykusuzluğu olan insanların günlük yaşamlarında ve genel sağlık alanlarında daha çok sorunları olduğunu, giderek yaşam kalitesinin düştüğünü ve zaman/enerji yönünden daha çok yardım aramaya yöneldiklerine işaret etmektedir.Ruhsal bozukluklarda uyku sorunları daha fazla görülür mü?

Psikiyatrik bozukluklarda uykusuzluk yakınmasının % 75 oranında bulunduğu dikkati çekmektedir. Bunların içinde depresyonda ortaya çıkan uyku bozuklukları özel bir yer tutmaktadır. Depresyonda olan kişilerin uyku örüntüsündeki değişiklikler biyolojik gösterge olarak kabul edilmektedir. Bu örüntüdeki tipik özellikler, kısa sürede REM dönemine girme, geceleri sık uyanma, sabahları erkenden uyanma olarak özetlenebilir. Anksiyete (kaygı) tablolarında ise çoğu zaman uykuya giriş sorunları ön plandadır. Bu hastaların bir bölümü gerginlik nedeniyle, yeterince gevşeme elde edemediklerinden uykuya zorlukla girebilmektedirler.Uykusuzluk nedenleri nedir?

Uykusuzluğa, uyarılmaya yol açan tüm faktörlerin neden olabileceği söylenebilir. Bu nedenle kaynağında kısa süreli ya da kalıcı psikoljik/biyolojik değişmeler yer alabilir.

Bedensel hastalıklar ve bazı ilaçlar biyolojik faktörler olarak ortaya çıkmaktadır.

Psikolojik faktörler olarak bireyin içinde bulunduğu gerginlik ve kaygı gibi yaşantıların, uykunun başlangıcında beklenen gevşemeye engel olduğu, hatta uyku ya da uyumanın kaygı verici bir yaşantı olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Böylece, hastanın uykuya girişi gecikmekte ya da uykuya geçememekte, uyku başlasa bile kesintilerle sürmektedir.Aşırı uyku nedir?

Gündüzleri uyuklamaların temel yakınma olduğu aşırı uyku tabloları, tüm uyku bozukluklarının yarısını oluşturmaktadır. Aşırı uyku tablosunun içinde iki önemli bozukluk yer almaktadır: Bunların birincisi uyku apnesi, ikincisi ise narkolepsidir.

Uyku apnesi, bir saatlik uyku sırasında 10 saniyeden uzun süren beşden fazla sayıda solunum durmasıdır. Yaşamı tehdit eden, ani gece ölümlerine neden olduğu ileri sürülen ve yorgunluk, isteksizlik, verimsizlik, düşünsel işlevlerde bozulma, duygusal dengesizlik gibi çeşitli psikiyatrik belirtilere yol açabilen bir tablodur.

Narkolepsi, gündüzleri uyku atakları, karabasan ve diğer ek belirtilerle karakterize bir tablodur.. Tanı, uyku laboratuarlarındaki çalışmalarla konabilmektedir.Uykuda konuşma, yürüme, kabus neden olur?

Uykuda konuşma, yürüme, diş gıcırdatma, kabus, korku, karabasan, altını ıslatma gibi tabloları içeren uyku bozuklukları (parasomnia'lar) tüm uyku bozukluklarının % 15.'ni oluşturmaktadır. Genellikle çocukluk ve ergenlik dönemde görülmektedir. Çocuk ve ergenlerin yaklaşık dörtte birinde parasomnia görülmektedir. Bu oran, erişkin dönemde % 1’e düşmektedir. Genellikle uykunun başlangıç dönemindeki Non-REM uykusu sırasında görülmekte olan parasomnia tablolarının genellikle psikolojik nedenlere dayalı olduğu dikkati çekmektedir. Bu nedenle tedavinin temelini psikolojik modeller oluşturmaktadır.Uyku düzeni bozuklukları nedir?

Uyku düzeni (siklus) bozuklukları, tüm uyku bozuklularının % 2.9'nu oluşturmaktadır. Burada zaman zaman gece çalışanlara, uçakla ekvatora paralel olarak yolculuk yapanlara (jet-lag), günlük siklusu 24 saatten kısa ya da uzun olanlara ait tablolar yer almaktadır. Tedavi nedene yönelik olup, ritmin düzenlenmesi temel alınmaktadır.

Uyku bozukluğunun tanısının konabilmesi için,yakınmanın tanımlanması, nasıl ortaya çıktığının ve ilişkili faktörlerin araştırılmasına yönelik olan ayrıntılı bir görüşme , psikolojik değerlendirme yapılmalı ve fizik muayene ile laboratuvar testleri uygulanmalıdır.Ancak görüşme ve incelemeler sonucunda uygun tedaviye yanıt alınamamış, spesifik bir uyku bozukluğuna işaret eden sorunları bulunduğu düşünülen ya da tedavi sonuçları izlenecek hastalar uyku laboratuvarında incelenmelidir.Uyku sorunlarının tedavisi nasıl oluyor?

Uykusuzluğu olan kişilerin bir sonuç alamamalarına karşın uyumak için alkol vb. maddeleri kullandıkları dikkati çekmektedir. Bu şekilde, tabloya diğer sorunlar eklenmektedir.

Uykusuzluğun kaynağı olarak görülen bedensel ve psikolojik gerginlikle başetmek için gevşeme teknikleri ile gerginlik ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bazı uykusuzluk tablolarında ilaç tedavisi kullanılmaktadır.

Uykusuz insanların bir bölümünde sadece uyku hijyeninin düzenlenmesiyle önemli ölçüde yarar sağlanabilmektedir. Uyku hijyeni için şu noktalara dikkat edilmelidir:

  • çok aç ya da tok olmamak,
  • kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden ve tütün kullanımından kaçınmak,
  • düzenli egzersiz yapmak, ancak akşam saatlerinde heyecan oluşturacak aktivitelerden kaçınmak,
  • uyku gelmeden yatağa girmemek,
  • yatak odasını sadece uyku ve cinsel ilişki için kullanmak,
  • uyuyamadığında uyumaya çabalamamak, yataktan ve yatak odasından çıkarak başka bir yerde zaman geçirip uyku gelince yatağa dönmek,
  • ne kadar uyunursa uyunsun sabah belirli bir saatte kalkmak,
  • gündüzleri uyumamak ve yatak odasını ses, ışık, ısı yönünden izole etmek.

    Uyku insan hayatında sırrı tam olarak çözülememiş enteresan bir olaydır. Uykunun nasıl olduğunu bir bakıma hepimiz biliriz. Uyuyan bir insanda aşağıdaki durumlar gözlemlenir;
    oYatarak uyur. oGözleri kapalıdır.oÇok yüksek bir ses olmadıkça, hiçbir şeyi işitmez. oDaha yavaş ve ritmik olarak nefes alır. oAdaleler tamamen gevşemiştir. (Eğer bir koltukta otururken uyumuşsanız, derin uykuda koltuktan düşebilirsiniz.) oBir veya iki saatte bir kendi vücudunu elleri ile kontrol eder. Bunlara ilave olarak kalp atışı yavaşlar ve beyinde rüya denilen çok ilginç olaylar oluşur. Diğer bir deyişle uyuyan insan çevresinde oluşan şeylerin çoğuna ilgisizdir. Uyuyan bir insan ile komada olan bir hasta arasındaki en önemli fark, uykuda olanın yeterli bir dış müdahale ile uyandırılabilmesidir.

    Vahşi doğada yaşayan hayvanlar için bu düzgün ve etrafa ilgisiz, yaklaşık sekiz saatlik uyuma periyodu pek mümkün görünmemekte, insan için düzenli uyku durumunun ilahi evrimi süresince oluştuğu sanılmaktadır. Sürüngenler, kuşlar ve memeliler hepsi uyurlar. Onlar da uykularında kısa süreler için de olsa çevreleri ile ilişkilerini keserler. Bazı balıkların ve kurbağa gibi hem suda, hem de karada yaşayanların da belirli sürelerde aktivitelerini yavaşlattıkları, fakat hiçbir zaman çevre ile ilgilerini kesmedikleri biliniyor. Böceklerin ise uyuyup uyumadıkları bilinmiyor, ancak onların da bazıları gece, bazıları gündüz hareketsiz kalıyor. Beyin dalgaları üzerine yapılan çalışmalar sonucu, sürüngenlerin rüya görmedikleri, kuşların çok az, memelilerin ise hepsinin uykularında rüya gördükleri saptanmıştır. İlginç olan noktalardan biri şu ki, inekler ayakta uyurken değil de, yatarken rüya görebilmektedirler.

    Hayvanların uyku süreçleri de farklıdır. Örneğin insan bir kere ve uzun süre uyurken, köpekler kısa aralıklarla bütün gün uyurlar. Hayvanların bazıları uyku için geceyi tercih ederken, bazıları gündüzü tercih eder.
    İnsanların uyku ihtiyacı yaşlandıkça azalır. Yeni doğmuş bir bebeğin uyku ihtiyacı günde 20 saat iken, dört yaşında 12 saate, on sekiz yaşında 10 saate düşer. Yetişkinler uyku için 7-9 saate ihtiyaç duyarlar ama genelde 6 saat yeterlidir.
    Yaşamın üçte biri uykuda geçiyor. Uyku, yorulan ve yıpranan sinir sisteminin bakıma alındığı bir dinlenme dönemi. Bu süreç boyunca, gün içinde öğrenilenler ayıklanıp depolanıyor. Beyin bir sonraki güne hazırlanıyor.  Yetişkin bir insanın günlük uyku gereksinimi yedi sekiz saat kadar. Ancak bu süre kişilere göre önemli değişiklikler gösteriyor. Kimileri günde üç saat uykuyla sağlıklı ve zinde bir yaşam sürdürüyor. Bazılarıysa günde sekiz dokuz saat uyudukları halde kendilerini dinlenmiş hissedemiyorlar. Bazı araştırmacılara göre, sıkıntılı ve karamsar kişiler daha çok uyuyor. İyimser ve canlı kişilerse uykuya daha az gereksinim duyuyor.  Az ya da çok herkesin uykuya gereksinimi var. Uyumadan sağlıklı bir yaşam sürdürmek olanaklı değil. Laboratuvar çalışmaları uzun süre uykusuz bırakılan kişilerde önemli ruhsal ve bedensel sorunlar ortaya çıktığını gösteriyor. Altmış saat uykusuz kalan kişilerde boyun kaslarında güçsüzlük ve ellerde titreme görülüyor. Kişi sendelemeye ve sallanmaya başlıyor. Doksan saati aşan uykusuzluk durumundaysa kişinin gözüne hayaller görünmeye başlıyor, içinde bulunduğu zamanı ve nerede olduğunu bilemez hale geliyor. Bu belirtiler bir iki gün uyumakla geçiyor.  Bu denli önemli bir mekanizmada meydana gelen bozukluk ve aksaklıklar doğal olarak kişinin yaşamını ciddi biçimde etkiliyor. Dolayısıyla, uyku bozuklukları ve bunların tedavileri son yıllarda üzerinde en çok araştırma yapılan alanlardan birisi. 

    Söz konusu bozukluklar iki gruba ayrılıyor.   

      1. Uykunun miktarı ve kalitesiyle ilgili sorunlar  Bu sorunlardan birisi uykusuzluk. Uykusuzluk, uykuya dalma güçlüğü, gece sık sık uyanma, sabaha karşı uyanma ve bir daha uyuyamama şeklinde olabiliyor. Bazen de kişi uyuduğu halde kendisini uykusunu alamamış ve dinlenmemiş hissediyor. Uykusuzluğun nedenleri arasında ruhsal bozukluklar önemli bir yer tutuyor. Örneğin depresyon uykusuzluğun en sık görüldüğü durumlardan birisi. Aşırı çay ve kahve tüketimi bir başka uykusuzluk nedeni. Uzun süre kullandıktan sonra alkolü bırakmaya çalışan kişilerde uykusuzluk ortaya çıkabiliyor. Kalp ve akciğer hastalıkları da uykusuzluğa yol açabiliyor. Bazı kişilerdeyse uyku bozukluğunu açıklayacak hiç bir neden bulunamıyor.  Uykunun miktarı ve kalitesiyle ilgili diğer bir sorun aşırı uyku. Aşırı uykunun değişik tipleri var. Bazen kişi uykudan uyanmakta zorluk çekiyor. Uzun süre uyumuş ve uykusunu almış olmasına karşın gözlerini bir türlü açamıyor. Başkalarının yardımıyla güçlükle uyandırılabiliyor. Bu durumun tıp dilindeki adı 'uyku sarhoşluğu'. Bazılarıyla, gündüz vakti olur olmaz yerlerde kıvrılıp uyuyakalıyor ve gürültülü bir şekilde horlamaya başlıyorlar.  Aşırı uykunun en dramatik tipiyse 'narkolepsi' olarak adlandırılan uyku bozukluğu. Bu kişiler en olmayacak anlarda birden uykuya dalıp oldukları yere yığılıveriyorlar. Yine bu kişilerde uykuya dalarken hayaller görme ve kendini felç olmuş gibi hissetme yakınmaları sık görülüyor.  Bazen de sorun uykunun miktarı ve derinliğiyle değil ritmiyle ilgili. Uyku ile uyanıklık arasındaki gidiş gelişlerin insan bedenindeki bir biyolojik saat tarafından yönetildiği biliniyor. Bazı kişilerde bu biyolojik saatin bozulmasına bağlı olarak uyku düzeni değişiyor. Sabaha karşı uykuya dalıyor ve akşamüzeri uyanıyorlar. Söz konusu ritm değişikliği uzun süreli uçak yolculuklarından sonra ya da gece vardiyasında çalışan kişilerde görülebilidiği gibi, hiç bir görünür neden olmadan da ortaya çıkabiliyor.     

    2. Uyku sırasında yaşanan anormal olaylar  Uyku sırasında yaşanan tuhaf olaylar arasında en iyi bilineninin uyurgezerlik olduğunu söyleyebiliriz. Bu konu yıllardır karikatür ve fıkralara konu olmayı sürdürüyor. Uyurgezerlik uykunun ilk birkaç saati içinde ortaya çıkıyor. Kişi, yatakta oturma, kalkıp dolaşma, giyinme, yemek yeme gibi davranışlarda bulunabiliyor. Bu davranışlar sırasında yüzü donuk. Tek bir noktaya bakarak hareket ediyor ve bu sırada sözel ilişki kurmak genellikle olanaksız. Çocuklarda sık erişkinlerde ise çok ender görülen bir bozukluk.  Sık sık korkulu düşler gören ve kan ter içinde uyanan kişilerin sorunlarıysa biraz farklı. Bu korkulu düşler gece boyunca bir kaç kez tekrarlayabiliyor. Çocukluk çağında yaşandığında genellikle kısa sürede düzelme eğiliminde olan bu bozukluk erişkinlerde kalıcı bir sorun haline gelebiliyor.  Diğer bir bozukluk 'uykuda korku nöbeti'. Kişi, bir rüya görmediği halde birden büyük bir korkuya kapılıyor ve haykırarak uyanıyor. Korku ve paniğin yanısıra çarpıntı, terleme, derin nefes alamama duygusu bu tabloya eşlik ediyor. Bu bozukluk genellikle ilkokul çağlarında başlıyor ve çocukluk dönemi biterken ortadan kayboluyor.  Uykuda diş gıcırdatma sık görülen diğer bir sorun. Sorulduğunda, her on kişiden birisi uykusunda diş gıcırdattığını söylüyor. Kimileri böyle bir sorunları olduğunu birlikte uyuduğu kişilerden öğrenmiş. Bazılarıysa, dişlerinde sürekli gıcırdatmaya bağlı olarak oluşan aşınmalar nedeniyle diş hekimleri tarafından uyarılmışlar. Uykuda diş gıcırdatma, bazı kişilerde stresli dönemlerde belirginleşiyor. Kadınlarda, adet dönemleriyle bağlantılı dalgalanmalar gösterebiliyor. Bazen de hiç bir etkenle ilişkisi saptanamadan sürüp gidiyor.  Horlama da uyku sırasında yaşanan anormal olaylar arasında sayılabilir. Horlama, yanlızca horlayanı değil birlikte uyduğu kişiyi de etkileyen bir sorun. Bazen ağız, boğaz ve solunum yollarındaki bozuklukların işareti olabildiği gibi, hiç bir nedene bağlanamadığı durumlar da az değil.     Uyku bozukluklarında tedavi  Uykusuzluğun tedavisinde kullanılan çok sayıda ilaç var. Ancak bu ilaçların bazı yan etkileri olduğu için uykusuzlukta ilaç tedavisi için pek aceleci davranılmıyor. Örneğin, bu tür ilaçlar alışkanlık yapabiliyor ve kesildiklerinde geri tepme nedeniyle daha ciddi bir uykusuzluk sorununa yol açabiliyorlar. Ayrıca, birçoğunun ertesi gün de devam edebilen bir uyku haline ve sersemlik duygusuna yol açtığı biliniyor. Dolayısıyla, uykusuzluk tedavisinde ilaç kullanımı bir son çare olarak görülüyor. Önce, basit bazı öneriler yoluyla kişinin uyku alışkanlıklarının düzeltilmesine çalışılıyor. Eğer başarı sağlanamazsa ilaç kulanılıyor.  Aşırı uykunun ve uyku sırasında yaşanan anormal olayların tedavisi ise daha karmaşık. Bu durumların bir çoğunda, kişinin tedaviden önce bir uyku laboratuvarında incelenmesi öneriliyor. Daha basit bir sorun olan horlamadaysa, sırt üstü yatmaktan kaçınılması, kilolu kişilerin zayıflamaları ve ağız, boğaz ve solunum yollarının sinüzit, genizeti ve allerji yönünden değerlendirilmesi öneriliyor.     

    UYKUSUZLUK ÇEKENLERE ÖĞÜTLER 

     Geceleri herhangi bir nedenle geç yatsanız bile sabahları vaktinde kalkıp güne başlayın. Gündüz uyumayın  Akşam yemeğinden sonra, alkol, çay, kahve sigara ve kolalı içkilerden uzak durun.  Yatağa girme saatinden önceki iki saat boyunca ağır egzersizlerden kaçının.  Yatak odasını uyku ve cinsel ilişki dışındaki eylemler için kullanmayın. Örneğin, yatak odasında televizyon seyretmeyin.  Akşamları ağır yemekler yemeyin.  Yatağa girdikten sonra uyku tutmazsa kendinizi uyumak için zorlamayın. Yataktan kalkıp aşırı efor gerektirmeyen bir işle uğraşın. Örneğin kitap okuyun.     

    MİTOLOJİDE UYKU 

     Bir efsaneye göre, Gece tanrısı kendi başına iki oğul yaratır. Bunlardan birisi Uyku tanrısı Hipnoz, diğeriyse Ölüm tanrısı Tanatos'dur. Bu iki kardeş tanrı, Ozan Hesiodos'un dizelerine şöyle yansır:  Orada oturur kara Gece'nin çocukları,  Uyku'yla Ölüm, o korkunç tanrılar.  Güneş onlara hiç çevirmez ışınlarını  ne göklere çıkarken, ne inerken,  biri dolaşır sırtında toprağın ve denizin  tatlı bir huzur götürerek insanlara,  ötekinin demirdendir yüreği, tunçtandır canı.  Hipnoz, karanlık ve dumanlı bir mağarada yaşar. Unutkanlık ve kayıtsızlık ırmağının suları odasının içinden akar. Hipnozun iki oğlu vardır. Bunlar insanların düş görmesini sağlarlar.    

    UYKU VE YEME FİZYOLOJİSİ 

     İnsan ömrünün yaklaşık üçte biri uykuda geçer. Bu denli çok zamanımızı verdiğimiz uykunun gizemi ise antik çağlardan günümüze değin hala çözülememiştir. Eğer "neden uyuruz" sorusunun yanıtı "yorulduğumuz için" olsaydı, ritmik ve belirli bir düzende değil, yalnızca yorgun olduğumuzda uyurduk.  İncelemeler, uykunun pasif değil dinamik bir süreç olduğunu, hızlı göz hareketleri (rapid eye movements, REM) evresi ve bunun dışındaki evrelerden oluştuğunu ortaya konmuştur. Bu evreler tüm uyku süresince birbirini izler. REM evresinde gözler hızla hareket eder, solunum ve kalp atışları düzensizleşir. Bu evrede gördüğümüz rüyaları çok daha iyi anımsarız. Uyku evreleri ve bu sırada ortaya çıkan solunum, kalp, beden ısısı, kaslar ve gözlerle ilgili değişikliklerin tümü beyin kabuğu ve beyin sapınd a bulunan sinir hücresi grupları ve bunlar arasındaki iletişimi sağlayan kimyasal bileşimler aracılığı ile yerine getirilir.  Yeme davranışı, beyinde hipotalamus denen bir bölgenin düzenlediği ve uykuya benzer biçimde henüz tüm yönleriyle çözümlenememiş bir işlevdir. Beyinde bu bölgede bir hasar oluştuğunda aşırı yeme durumu ortaya çıkar. Sindirim sisteminden salgılanan kimyasal bir madde beyinde yeme merkezindeki kimyasal maddeleri etkileyerek iştahı azaltır. Şişmanlık ve iştahsızlıktan sorumlu mekanizmaların daha iyi anlaşılması bu kimyasal bileşimlerin arasındaki ilişkilerin çözümlenmesine bağlıdır.  

     
    Doç. Dr. Levent METE
     

    Uyku Hakkında Ne Biliyoruz?

    Uykunun insana gıda kadar lüzumlu olduğunu herhalde bilirsiniz. Özellikle gelişme çağında olan çocuklara normal olarak on, buna imkan yoksa en az sekiz saat uyku şarttır. Normal insanlar için de günlük ortalama uyku müddeti sekiz saat olarak gösterilir. Bunun dışında uyku hakkında acaba neler biliyorsunuz?



    UYKUYA DAİR ENTERESAN NOTLAR

    İyi ve deliksiz bir uyku, hayatı bizlere gül pembe göstermeye yarayan faktörlerin başında gelir. Etrafımızla iyi geçinip geçinememiz de, çok zaman bir gece evvel uyuduğumuz uykuya bağlıdır.

    Kadınların uyurken aldıkları vaziyetler, küçük çocuklarınkine çok benzer. Kadınlar da, erkekler de çok zaman yüzü koyun yatarlar. Sırt üstü yatmak, erkeklerin arasında daha yaygındır. Kadınlar ise yan uyurken, kedi gibi büzülürler.

    Erkekler, kadınlara nisbetle uykularında % 30 daha fazla korkarlar. Sonra erkekler uykularında çok konuşurlar. Buna karşılık uyuyan kadınların oflayıp puflamaları erkeklerinkinden fazladır. Uykusunda gezen kadınlar da, erkeklerden çoktur.

    Yatmadan önce şekerli bir şey veya meyve yemek uykuyu tatlılaştırır. Bu uzun zaman yatılı okullarda yapılan geniş tecrübelerle sabittir.

    Erkeklerin çoğunluğu yatmazdan önce kahvaltımsı birşeyler yemeye meraklıdır. Kadınlar ise gece geç vakit birşey yemekten hoşlanmazlar.

    Kadınlar uyku sırasında, erkeklere nisbetle %30 daha az kımıldarlar. Küçük çocuk anneleri müstesna, kadınları uykudan uyandırmak daha güçtür, özellikle uykunun ilk saatlerinde.

    Yattıktan sonra konuşmaya daha ziyade kocalar başlar ve o gün yaptıkları işlerden, müstakbel plânlarından bahsederler. Kadınlar yatınca mecmua,kitap okumayı tercih ederler. Kadınlar müşterek yatakların duvar tarafında değil, yanı açık kenarında uyumayı severler. Kol ve bacaklarını yatağın kenarından sarkıtmaya veya yorgandan çıkarmaya meraklı olduklarından açık kenarda yatmak işlerine daha fazla gelir.

    Gürültülü yerlerde bile rahatça uyumaya alışmış bir anne dahi çocuğunun çıkardığı en ufak bir ses üzerine hemen uyanır.

    Kız bebeklerin uykusu, erkek bebeklerin uykusuna nisbetle ortalama 5 dakika daha uzundur. Kız bebekler uyandıktan sonra yataklarında, oğlan çocuklardan 8 dakika daha fazla rahat uyurlar. Yeni doğmuş bebekler uyurken hemen hiç kımıldamazlar. Büyüdükçe uyku esnasında kımıldamalar artar. Bu artış ihtiyarlığa kadar devam eder.



    BİLMEDİĞİMİZ DAHA BAŞKA ŞEYLER

    İnsanların gözleri açık olarak uyumaları mümkündür. Psikologlar, uyumanın mutlaka göz kapamak demek olmadığını söylüyorlar.

    Beyin uyku esnasında tamamen durmaz.. Uyku esnasında yüzümüze konan bir sineği uyanmadan kovmamız, beynin kontrolü altında olan sinir ve kas faaliyetlerinin mevcut olduğunu ispat eder. Rüyalar da zihni faaliyetin devam ettiğini gösterir.

    Öğle uykusuna alışık olanlardan bir çoğu geceleyin, gündüz uyumamış olanlar kadar iyi uyur. Ama gündüz uyumaya alışmamış olup da uyuyanların, gece uykuları kaçar.

    Gündüz uykusunun çalışmaya büyük faydası olduğu tecrübelerle görülmüştür. Muhtelif fabrikalarda ve okullarda yapılan istatistikler, gündüzleri yarım saat uyutulan işçilerden veya öğrencilerden daha fazla randıman alındığını göstermiştir.

    Tek kişilik bir yatak en azından 90 santim genişliğinde olmalıdır. Yatak ne kadar geniş olursa, oyku da o kadar rahat olur.

    Pek yumuşak bir yatak, vücudun serbest ve kolay hareket etmesine engel olur. Alıştıktan sonra, insanın üzerinde en rahat uyuduğu şilteler, nisbeten katı şiltelerdir.

    Sekiz saatlik bir uyku esnasında büyük bir insan ortalama 33 defa kımıldar. Her kımıldanış arasında en az 2-3 dakikalık bir zaman fasılası vardır.

    Yatak odasındaki renklerin, uyku üzerindeki etkileri büyüktür. Kırmızı, sarı, turuncu renkler, tahrik edici ışınlar verirler. Açık yeşil ve maviler gözü en çok dinlendiren renklerdir. Karanlık ise uykuyu derinleştirir.

    Ilımlı iklimlerde, özellikle baharlarda daha derin uyunur. Uyku için en iyi aylar Nisan ve Ekim, en kötü aylar da Temmuz ve Ağustostur. Psikolog W.A. Bonfield'in yaptığı araştırmalar sonucunda, insanın gece 10:30 ile sabahleyin 7:30 arasında en iyi uyuduğu anlaşılmıştır. Zinde kalmak ve cildinizin teravetini korumak istiyorsanız, daima gece yatağa girmeye dikkat ediniz.

    İnsan açlığa, uykusuzluğa dayandığından daha fazla dayanabilir. Vücudun açlığa altı hafta kadar dayanabildiği görülmüştür. Ama altı günden fazla uykusuzluğa dayanabilen insan pek görülmemiştir.

  • Yorum (yok) Yorum yaz!

    İŞ YERİNDE STRESLE BAŞA ÇIKMAK İÇİN ALTIN ÖĞÜTLER

    Çalışan insanların, en büyük sorunu iş yerindeki strestir. Pek çoğumuz bu stresle başa çıkamaz, hatta birde üstüne bunu evdekiler yansıtırız. Prof.Dr Osamn Müftüoğlu sağlıklı bir çalışma ortamı yaratıp, bizleride sağlıklı kalabilmesi için, çalışan kadın sendromundan kurtulmamız gerektiğini söylüyor. Bununla başetmek için de bizlere altın değerinde önerilerde bulunuyor. Çalışan hanımlar dikkat bu yazı sizler için;

    *Akşam yorgunluklarını engellemek için yağsız et, balık ya da tavuktan oluşan yüksek proteinli bir öğle yemeği yiyin (balık, et, tavuk, salata).
    *Gün sonunda rahatlamak ve ruh halinizi düzeltmek için karbonhidrat bakımından zengin bir akşam yemeği yiyin (makarna, bakliyat, sebze, salata).
    *Hazım sisteminizin hareketlenmesi için lifli beslenmeyi deneyin.
    *İş yükünüzü azaltın. Yapmanız gereken işler arasında bir seçim yapın ve size hangisi daha fazla zevk veriyorsa onu yapın.
    *"Hayır" demeyi öğrenin. Aşırı stres altında olan insanlar genellikle kendilerini ifade edemezler ve her şeyi yutarak, "Bunu yapmak istemiyorum" veya "Yardıma ihtiyacım var" demek yerine bütün işleri kendi başlarına halletmeye çalışırlar! Böylece kaldırabileceklerinden çok daha fazlasını yüklenirler.
    *Su için. Masanızda daima su bulundurun ve sık sık, yudum yudum için.
    *İyi uyuyun. Uykunun sizi dinlendirdiğinden ve beyninizi boşalttığından emin olun.
    *Öfkenizi dizginlemeyi öğrenin: Spor yaparak, duygularınızı dışa vurarak, biraz da bunlarla dalga geçerek gerginliğinizi azaltın.
    *Kaslarınızı gevşetin: Gün sonunda vücut derecesinden 1-2 derece yüksek olan küvette 15 dakika yatın.
    *Elinize sıkabileceğiniz bir şeyler alın: İşyerinizdeki masanızda bir el egzersiz aleti yada tenis topu bulundurun ve gergin olduğunuzda bunu sıkın.
    *Başkalarına yardımcı olun: Bu başarı duygusunu ve kendine saygıyı aşılar. Ayrıca başkalarının dertlerini görünce kendi sorunlarınızın ne kadar önemsiz olduğunu anlayabilirsiniz.
    *Dik oturun: Bu nefes almanızı kolaylaştırır.
    *Nefesinizi tutun, doğru nefes almayı öğrenin: Bu teknik 30 saniyede rahatlamanıza yardımcı olabilir. Derin bir nefes alın ve içinizde tutun. Ellerinizi parmak uçlarınızı birleştirerek itin. 5 saniye bekleyin ve ellerinizi gevşetirken nefesinizi yavaşça bırakın. Rahatlayana kadar bu hareketi 5-6 kez tekrarlayın.
    *Espri gücünüzü kullanın. Araştırmalar güldüğünüzde stresle savaşan beyin kimyasallarının salgılandığını göstermiştir.
    *10 dakikalık bir tatil yapın: Sadece gözlerinizi kapatın, derin bir nefes alın ve kendinizi deniz kenarında düşleyin. Güneşin sıcaklığını hissedin. Dalgaları dinleyin. Havadaki deniz kokusunu içinize çekin. Kendinizle stres arasına biraz mesafe koyun. Günde birkaç dakika süreli bir "tatil araları" size çok yardımcı olabilir.
    *Koklayın: Masanızda bir elma veya limon bulundurmak sinirlerinizi yatıştırabilir.
    *Sesinizi alçaltın: Eğer çok gürültülü bir ortamda yaşıyor veya çalışıyorsanız kulak tıkacı kullanmayı deneyin. Aldığınız tıkaçların, sesi en az 20 desibel azalttığından emin olun.
    *Programınızı gevşetin: Yapacağınız hemen hemen bütün işlerin sizin öngördüğünüzden daha uzun süre alabileceğinin farkına varın. Bir işi bitirmek için kendinize yeterli zamanı vererek anksiyetenizi azaltabilirsiniz.
    *Liste yapın: Stresi yenmek için önceliklerimizi belirlemeyi öğrenmemiz gerekiyor. Her günün başlangıcında tanımlamanız gereken en önemli işinizi seçin ve onu bitirin. Eğer yapılacaklar listesi yapan biriyseniz bir kerede beşten fazla madde koymayın.
    *Strateji geliştirin: Bazı kişiler sizi gereksiz yere strese sokuyorsa, kim olurlarsa olsunlar, bir an durup kendinizi onların yerine koyun.
    *Boş zamanlar üretin: Mutluluk için yeterince bol boş zamana sahip olmak şarttır. Boş zamanları yeterince kuvvetli bir stres giderici olarak kullanabilirsiniz.
    *Esnek olun: Kolay öfkelenmeyin. Hiddetten ve şiddetten sakının. Kabul edebileceğiniz esneklik sınırlarını olabildiğince geniş tutun.
    *Ayağınızı yorganınıza göre uzatın: Gelirinizin üzerinde bir yaşam tarzı benimsemek hastalanmanıza neden olabilir. Alabama Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada karşılayamayacakları kadar yüksek düzeyde bir yaşam standardında yaşamaya çalışan ailelerde sağlık problemleri gelişme olasılığının yüksek olduğu bulunmuştur.

    06 Ağustos 2007 Hürriyet Gazetesi Köşe yazısından alıntı.

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    Depresyon nedir?Depresyonun Nedenleri,Tedavisi,Depresyondan Kurt

    Çağımızın Hastalığı Depresyon

    Kendini karanlık bir buluta girmiş gibi hissediyor, içinden hiç bir şey yapmak gelmiyordu. Sanki beynindeki saat durmuş, akıp giden zamanın dışında kalmış, unutulmuştu. Geceleri yatağa girdikten donra saatlerce dönüp duruyor, arada uykuya dalsa bile genellikle gün ışımadan uyanıyor, bir daha da gözüne uyku girmiyordu.

    Birisiyle konuşurken dalıp gidiyor, dikkatini konuşulan konuya veremiyordu. Son günlerde olur olmaz şeyler için ağlamaya başlamıştı. İçinde hiç geçmeyen bir mahsunluk, bir terkedilmişlik duygusu vardı. Geçmişini gözden geçirdiğinde pişmanlık duyuyor, gelecek için umut besleyemiyordu. Ölüm bir kurtuluş gibi görünüyor, ancak çocukları aklına geliyor ve düşündüklerinden korkuya kapılıyordu.

    Sonunda, eşinin baskısıyla bir psikiyatriste gitmeyi kabul etti. Görüşme sırasında oldukça sakindi. Yalnızca bir kez, intihar planlarından ve çocuklarının annesiz kalmalarından duyduğu korkudan söz ederken ağladı. Depresyon tanısını yadırgamadı. İlaç kullanması ve görüşmelere gelmesi gerekiyordu.

    İki hafta sonra, kendisini çok daha iyi hissediyordu. Ancak, tam olarak iyileşmesi bir ayı buldu. Bu arada, aslında yıllardır ılımlı bir depresyon içinde yaşamakta olduğunun farkına vardı. gençlik yıllarındaki heveslerini ve heyecanlarını yitirmesinin aradan geçen yılların doğal bir sonucu olmadığını, otuz beş yaşında da geleceğe yönelik umutlar beslenebileceğini gördü.

    Yukarıdaki öykünün kişisel bazı bölümleri var. Herkesin depresyonu aynı özellikleri göstermiyor. Kiminde karamsarlık ve umutsuzluk, kimindeyse genel bir ilgisizlik ve yaşamdan zevk alamama ön plana geçiyor. Bazıları uykusuzluk ve iştahsızlıktan yakınırken, bazen tam tersine aşırı bir uyku ve tıkınırcasına yemek yeme davranışı görülüyor.

    Ancak, şu ya da bu biçimde, depresyon toplumda en sık rastlanan ruhsal bozukluk. Her on erkekten birisi ve her beş kadından birisi yaşamı boyunca bir kez depresyon geçiriyor. Bu yüksek oranlar nedeniyle, depresyon psikiyatrinin soğuk algınlığı olarak biliniyor.

    Depresyon her yaşta görülebiliiyor. Kadınlarda en sık otuzbeş kırkbeş yaşları arasında, erkeklerde ise kırkbeş altmışbeş yaşları arasında ortaya çıkıyor. Depresyon riskinin en düşük olduğu grup evli erkekler. İkinci sırada evli kadınlar geliyor. Bir başka deyişle, evlilik depresyona karşı koruyucu bir rol oynuyor. En riskli grup ise ayrılmış ya da boşanmış kadınlar.

    İstatistiklerdeki en çarpıcı sonuçsa, kuşkusuz, depresyon oranlarının yıllar içinde gösterdiği büyük artış. Son yirmibeş yılda toplumda depresyon görülme sıklığının on ile yirmi kat arasında arttığı bildiriliyor. Depresyon özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşıyor. Bu nedenle, bazı araştırmacılar, dünyanın melankoli çağına girmekte olduğunu ileri sürüyorlar.

    Depresyon ve intihar

    Depresyonun en dramatik sonuçlarından birisi intihar. Depresyon geçiren kişilerin yüzde onbeşi yaşamlarını intiharla noktalıyorlar. Bu oran genel toplum ortalamasının yaklaşık otuz katı. Dolayısıyla, depresyonda intihar girişimlerine yönelik önlemler yaşamsal bir önem taşıyor. Gelişmiş ülkelerde bu amaçla kurulmuş intihar önleme merkezleri var. Söz konusu merkezler ülkemizde de bazı büyük kentlerde kurulma aşamasında. Alınan diğer önlemler arasında, basındaki intiharı kışkırtıcı yayınların denetlenmesi, büyük köprüler gibi intihar için sık tercih edilen yerlerde önlem alınması, ateşli silah bulundurulması konusunda bazı kısıtlamaların uygulanması sayılabilir.

    Depresyonun nedenleri:
    Kişiyi depresyona sürükleyen nedir? Neden, yaşam insanın gözüne çekilmez bir yük gibi görünmeye başlar? Çoğu zaman, kişinin başından bazı olumsuz olaylar geçmiştir. Bir yakınının ölümü, ağır bir hastalık, evlilikle ilgili sorunlar, ayrılık, işsizlik gibi bir çok neden saptanabilir. Ancak bunların varlığı soruyu tam olarak yanıtlamıyor. Çünkü, bir çok kişi bu tür sorunlarla karşılaşırken, yalnızca bazıları depresyon geçiriyor? Dolayısıyla, bazı kişilerde depresyona bir yatkınlık söz konusu.

    Bugünkü bilgimize göre, depresyondaki en önemli yatkınlık etkeni kalıtım. Yapılan araştırmalar, depresyon geçiren kişilerin akrabalarında da depresyonun sık görüldüğünü gösteriyor.

    Öte yandan, depresyona yatkın kişilerde bazı kişilik özellikleri dikkat çekiyor. Kimseyi incitmemeye, herkesi hoşnut etmeye çalışıyorlar. Bunlar genellikle aşırı duyarlı, titiz, sorumluluk duygusu yüksek kişiler. Sürekli mükemmeli arıyor, ulaştıkları başarıları yetersiz görüyorlar. Onurlarına fazla düşkünler. Öfkelerini genellikle belli etmiyor, sıkıntılarını içlerine atıyorlar.

    Ayrıca, depresyon ilaçlara ya da bedensel hastalıklara bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. Tansiyon ilaçları, tüberküloz tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ve steroidler söz konusu ilaçlar arasında sayılabilir. Beyin kanamaları ve beyindeki damar tıkanıklıklarından sonra da sıklıkla depresyon ortaya çıkıyor. Depresyona yol açabilen diğer hastalıklar kanser, şeker hastalığı, kalp hastalıkları, ağır kansızlık ve tiroid bezi hastalıkları. böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize giren hastalarda da depresyon sık görülüyor.

    Cinsiyete özgü depresyon farkları

    Yapılan araştırmalar kadınların depresyon konusunda erkeklere göre daha açık sözlü olduklarını gösteriyor. Kadınlar genellikle duygularını kolay açığa vuruyor, yaşadıkları sıkıntıyı dile getirip yardım talebinde bulunuyorlar. Erkeklerse, 'erkek adam ağlamaz' deyişini haklı çıkaracak şekilde davranıyor, depresif duygularını ve umutsuzluklarını gizlemeye, güçlü erkek imajından taviz vermemeye çalışıyorlar.

    Beyinde neler oluyor

    Depresyon, hangi nedene bağlı olursa olsun bir beyin hastalığı. Depresyon geçirmekte olan kişiler üzerinde yapılan incelemeler, bu kişilerin beyinlerinde depresyon sırasında bazı değişiklikler olduğunu gösteriyor. En sık rastlanan bulgu, sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan kavşaklardaki tıkanıklık. Geçişten sorumlu maddelerin üretimindeki ya da karşı tarafa iletilmesindeki bir bozukluğun depresyona yol açabileceği ileri sürülüyor.

    Depresyonun Tedavisi

    Depresyon ilaç tedavisine iyi yanıt veren bir bozukluk. Hastaların büyük bölümünde iki üç hafta içinde belirgin bir iyileşme görülüyor. Eğer uygun dozda ve yeterli süre ilaç kullanımına rağmen istenen düzelme sağlanamazsa bazı ek ilaçlar ve son çare olarak da elektroşok tedavisi deneniyor.

    Psikoterapi, daha çok hafif depresyonlarda tercih edilen bir yöntem. Hastalığın şiddetli döneminde genellikle pek yarar sağlamıyor. Ancak, ilaçlarla belirli bir yatışma sağlandıktan sonra tedaviye eklenmesi, kişinin kendisini ve depresyona zemin hazırlayan kişilik özelliklerini daha iyi tanıması yönünden önem taşıyor.

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    Uyku Sorunu nedir? Uykusuzluğun Tedavisi Var mıdır? Uyuyabilmek

    Uyku ruh sağlığının aynasıdır;

    Uykularınız düzenliyse genellikle ruh sağlığınız da yerinde demektir. Aşırı uyku ya da uykusuzluk, ruhunuzun derinliklerinde bir sorun olduğunun göstergesidir. Rüyalar ise geleceğinizle değil, geçmişinizin derinlikleriyle ilgilidir...

    Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, “Uykularınız düzenliyse genellikle ruh sağlığınız da yerinde demektir. Aşırı uyku ya da uykusuzluk, ruhunuzun derinliklerinde bir sorun olduğunun, belki bir ruhsal bozukluk içinde olduğunuzun göstergesidir” diye konuştu.Prof. Dr. Çelikkol, olağan uyku saatinde yatağa girildiğinde uyumakta güçlük çekilmesi veya sabah erken uyanılması, sık uyku bölünmesi hallerinde de benzer sorunların varlığına dikkati çekerek, şunları söyledi: “Karmaşık rüyalar, kabuslar, dehşet içinde uyanma, en azından bilinç dışınızdaki karmaşanın habercisidir. Sabah kötü biçimde uyanıp, nefes alamaz durumda olmanız, hatta elinizi kolunuzu bile kıpırdatamamanız, uyku felci halidir ve ruhsal sorunlarınıza işaret eder.
    Sorunlu ruh hali, karmaşık, rahatsız edici rüyalarla kendini gösterir. Rüyaya bağlı iyi haberler beklerseniz veya kötü bir durumla karşılaşılacağınıza inanırsanız, birçok gününüzü iyi bir haber veya bir felaket beklentisi içinde dolduracaksınız demektir. Gerçekteyse rüyalar, uzak yakın geçmişinizin hatta en uzak geçmişinizin, çocukluk sevinçlerinizin, korkularınızın, istenmediği için farkında olmadan bilinç dışına ittiğinizin anılarınızın bir biçimde ve genellikle sembolik olarak bilinç alanına fırlamasıdır. Geleceğinizle değil, geçmişinizle ilgilidir.”

    “UYKUSUZLUK ÇEKEN BİRİ ENİNDE SONUNDA ÇÖKER”
    İnsan yapısının gün boyu koşup, çalışıp, didinip, düşünüp, yaşama her an tanıklık ettiğini ifade eden Prof. Dr. Çelikkol, şöyle dedi: “Uykuda, gün boyu zihnimize ulaşan bilgilerin, duyguların da tasnif edilmesi, önem sırasına konması, önemli bölümünün çöp tenekesine atılması gerekir. Böyle bakınca uyku sadece bedenen ve ruhen dinlenme amacına yönelik değildir, aynı zamanda düzenleme, tamir etme için de gereklidir. Böyle olunca, uykusuzluk çeken kişi sadece bedenen ve ruhen dinlenememiş olmaz, eninde sonunda çöker.”Yatar yatmaz uyuyamama, tedirgin ve delikli uyku, sabah erken uyanma, kötü rüyalar, kabus, uyku terörü, uyku felci, ani uyku basmasının süreklilik göstermesi, yaşamı etkilemesi halinde ciddiye alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Çelikkol, bunun ya başlı başına bir ruhsal bozukluk ya da önemli bir ruhsal bozukluğun önemli belirtilerinden olduğunu, her ikisi için de tedavi aranması gerektiğini söyledi.

    Yorum (yok) Yorum yaz!

      YASAL UYARI: sagliginonemi.blogcu.com'un içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik internetten araştırılarak derlenip hazırlanmış olup, sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. sagliginonemi.blogcu.com sağlıkla ilgili konularda en doğru bilginin hastayı muayene eden doktorundan öğrenilebileceğini savunur. Sitemizdeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır. Bu bilgilerin yanlış anlaşılması veya kullanılmasından doğabilecek mağduriyetlerden sagliginonemi.blogcu.com sorumlu tutulamaz. Sitemizdeki bilgi ve belgeler kesinlikle ticari amaçlarla kullanılamaz. Diğer maksatlarla kullanmak için de izin alınması gerekir. Bu siteyi ziyaret eden kişiler bu uyarıları kabul etmiş sayılır. Sitedeki bilgiler her gün güncelleştirilemediğinden her bilgi ziyaretçi tarafından, doktoruna danışılarak kontrol edilmelidir. .