Kansızlık, Anemi nedir,Kansızlığın Tedavisi Nasıl Yapılır

KANSIZLIK (ANEMI) TEDAVISINDE BESLENME ONERILERI


1. Kırmızı et, kuru baklagiller, kuru meyve (kuru üzüm, kuru incir gibi), yeşil yapraklı sebzeler, pekmez ve kakao yu daha çok yiyin.

2. Vitamin - C (günde 100 miligram) alın. C-vitamini demirin barsaklardan emilmesini arttırır.

3. Demir bakımından zengin besinler alın (baklagiller, mercimek, darı, nohut, koyu yeşil renkli sebzeler, pekmez, demirle zenginleştirilmiş tahıl ürünleri, kuru kayısı, kuru şeftali, balkabağı, ayçekirdeği, fıstık, ceviz, badem, soya fasülyesi gibi).

4. Demir hapı alanların yoğurt alması faydalıdır. Yoğurtta bulunan laktik asit demirin vücutta depolanmasını kolaylaştırır.

5. Demir emilimini azaltan besinlerden uzak durun: kafeinli içecekler, yumurta, süt ve kepek (kepekli ekmek gibi).

6. Eğer demir eksikliği aneminiz yoksa demir almanıza gerek yoktur; ayrıca demir damar sertiğine neden olabilir, bu nedenle demir eksikliği aneminiz yoksa demir içermeyen vitamin hapları kullanın.Anemi ya da halk arasındaki deyimiyle kansızlık, ülkemizde süt çocuklarında, genç kızlarda ve hamilelerde sık görülen bir problem.

12 Şubat NTV’nin "Sağlık Raporu" programına konuk olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burhan Ferhanoğlu, yaşam kalitesini azaltan birçok sağlık sorununa da zemin oluşturan kansızlık sorunu ve tedavisi ile ilgili bilgiler verdi.

Anemi ya da halk arasındaki deyimiyle kansızlık, ülkemizde süt çocuklarında, genç kızlarda ve hamilelerde sık görülen bir problem. Yaşam kalitesini azaltan birçok sağlık sorununa da zemin oluşturan kansızlık problemi hakkında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Profesör Doktor Burhan Ferhanoğlu bizlere şu bilgileri verdi:

Prof. Dr. Ferhanoğlu, sağlıklı bir insanda normal kan değerlerinin nasıl olmalısı gerektiğini şöyle açıkladı: “Sağlıklı insanda normal değerlerden söz ederken yaşı, ırkı ve cinsiyeti gözönüne alarak bilgi vermek gerekir. Bu anlamda Türkiye’de Edirne ve İzmir’de yapılmış iki çalışmanın sonuçlarını ben burada vermek istiyorum. Edirne’de Muzaffer Demir ve İzmir’den de Yeşim Aydınoğlu çalışmalarında... Örneğin Edirne Bölgesinde 0-14 yaş grubunun ortalama hemoglobin değeri 11.8 artı eksi 1 gibi, 15-44 yaş grubunda bu 12 grama ve 45 yaş üstü grupta da 12.5 grama çıkmakta kadınlar için. Erkekler için ise 0-14 yaş grubunda 11,9 gram gibi bir ortalama değer, 15-44 yaş grubunda 13,9 gibi bir ortalama değer ve 45 yaş üstünde de 13,45 gibi bir ortalama değer elde ediyoruz. İzmir Bölgesinin ortalama hemoglobin değerleri kadınlar için 13,8 artı eksi 0,8 gibi, erkekler için de 14,8 artı eksi 0,8... Bunu yorumlayacak olursak, İzmir Bölgesi genel Avrupa normlarına uyuyor. Edirne Bölgesinde ise özellikle kadınlarda 0,5 gramlık bir düşük değer dikkatimizi çekiyor. Türkiye ortalaması açısından bence dikkate alınması gereken bir değer.”

Prof. Dr. Ferhanoğlu, Avrupa değerlerini ise şöyle tanımladı: “Erkek için 13,5-16 gram hemoglobin değerleri, kadın için 11,5-14,5 gram hemoglobin değerleri normal olarak kabul edilebilir.”

Türkiye'de Görülme Sıklığı

İki bölgeyi, İzmir ve Edirne’yi kıyaslayan Prof. Dr. Ferhanoğlu, Türkiye geneli için bir değerlendirme yaparak, bu değerlerin altında görülme sıklığını şöyle açıkladı: “Ortalama bir değer vermek gerekirse, Türkiye’nin en sık rastlanan problemlerinden biri. Yüzde 40 gibi bir ortalama değer vermek lazım. Çeşitli çalışmalarda yüzde 5 ile yüzde 60 arasında orana rastlamak lazım. Cerrah Paşa Tıp Fakültesi’nde sağlıklı hemşirelik öğrencilerinin yüzünü taradığınızda bunlarda kansızlık oranı yüzde 40 olarak dikkatimizi çekmiştir. Hakikaten üzerinde durulması gereken bir konu. Ve bu anlamda da genel topluma verilmesi gereken çok önemli mesajlar var.”

Risk Faktörleri

Prof. Dr. Ferhanoğlu, zemin hazırlayan başlıca faktörler konusunda ise şu bilgileri verdi: “Bir kere cinsiyet... Kadın bu konuda daha şansız. Kansızlığın kadında görülme sıklığı 5-10 kat daha fazla. Bunun nedenlerini hep birlikte düşünebiliyoruz. Bir; kadında demir depolarının az olması. İki; aylık kayıplar.. Üç; doğumla, bir kere bebeğine demirinden bir kısmını vermesi hamilelik döneminde, artı doğumla olan kayıpları da dikkate alırsak kadınlarda kansızlığın niye bu kadar yüksek oranlara vardığını izah etmek mümkün olacak.”

Kadınların, yüzde 20-30 kadar demir depoları açısından şansız olduğunu belirten Prof. Dr. Ferhanoğlu, “artı buna aylık kayıplar ve hamilelik dönemindeki kayıpları da ekleyecek olursak, bu da 5-10 kat daha fazla kansızlık görülme durumunu ortaya koyuyor” dedi..

Çocuklar

Yapılan araştırmalarda, Türkiye’de anne sütüyle beslenme başlangıçta yüksek ama düzenli beslenme, altı ay süreyle besleme oranı çok düşük. Prof. Dr. Ferhanoğlu, kansızlığı çocuklar açısından değerlendirdi: “Beslenme bir faktör. Anne sütü ve inek sütü demir oranı aslında eşit. Ancak anne sütündeki demir çok daha iyi.. Bu anne sütüyle emilenlerdeki kansızlık oranının daha düşük olmasına yol açıyor. Artı bu beslenmeye zamanı geldiğinde demir içeren gıdaların da yani etli gıdaların da altıncı aydan sonra eklenmesi çok önemli. Yahut gerekiyorsa demir takviyesinin yapılması çok önemli. Özellikle erken düşük doğum tartılı bebekler ve erken doğan bebekler çok hızlı bir büyüme seyri gösterecekleri için, o büyümeye kan tablosu yahut demir içeriği yeterli olmayacaktır. Onlarda kansızlığın olma olasılığı çok daha yüksek ve onlara mutlaka belirli ölçüde demir takviyesi yapmak gerekir.”

"Kansızlık Bir Sonuç"

Kansızlığın, hangi hastalıkların habercisi olacağına dair Prof. Dr. Ferhanoğlu, şunları söyledi: “Organizma öylesine dengeli çalışmakta ki, organizmadaki herhangi bir problem aslında bir ölçüde kansızlığa yolaçabilmekte. Yani kansızlık bir sonuç aslında. Bir hormonal bozukluk kan tablosunu etkileyebilmekte. Böbrek bozukluğu kan tablosunu etkileyebilmekte, karaciğer hastalığı kan tablosunu etkileyebilmekte, bir tüberküloz kan tablosunu etkileyebilmekte. Vücutta mevcut gizli bir kanser kansızlık şeklinde karşımıza çıkabilmekte. Yani aşağı yukarı şu söylenebilir; kansızlığın altında basit veya komplike çok çeşitli nedenler olabilir.”

Belirtileri

Doğumsal olarak insanın erişkinlik yaşına kadar gelebilen bir problem olan kansızlığın belirtileri konusunda ise Prof. Dr. Ferhanoğlu, şu bilgileri verdi: “Şimdi belirtilerinden söz ederken kansızlık çok kısa sürede ortaya çıkmışsa bunun belirtileri çok daha abartılı olacaktır. Doğumdan bu yana kansızlıkla karşılaşan birinin bunu kompanse etmesi çok daha kolay ve çok daha az şikayetle karşımıza çıkacaktır. Yani ciddi bir kansızlığı olmasına rağmen çok belirgin bir şikayeti olmayabilecektir. Bunun dışında yaş çok önemli bir faktör. Genç yaşlar daha iyi tolare edecektir, ileri yaşlar daha zor tolare edecektir kansızlığı. Kansızlığın taklit etmeyeceği bir bulgu yoktur diye düşünüyorum. Örneğin huzursuzluk, sinirlilik, gerginlik, baş ağrısı, yorgunluk, çarpıntı, nefes darlığı, göğüs ağrıları ileri yaş grubunda.. Yürürken yürümeyi engelleyen ağrılar, bacak ağrıları... Yani çok çeşitli problemlerle karşımıza çıkacak. Zaten mantığına da baktığımızda, oksijenin vücudun belirli bölgelerine yeterince ulaşamaması diye tanımlayacak olursak kansızlığın yarattığı sorunu, çok çeşitli organlara ait şikayetlerle karşımıza hastanın gelebileceğini kabul etmek gerekir.” Prof. Dr. Ferhanoğlu, baş ağrısı, sinirlilik, isteksizlik şeklinde şikayetlerle de psikiyatriye gidilebildiğini belirtti.

Aylık Kanamalar da Kansızlık Nedeni

Aylık kanamalar da kansızlık problemini gündeme getirdiğini belirten Prof. Dr. Ferhanoğlu, kadınların aylık normalde olması gereken kan kaybıyla, kansızlığa yol açabilir denilen kan kaybı arasındaki farkı şöyle açıkladı:

“Tabii her kadın belirli bir yaştan sonra belirli bir süre kanar. Aslında direk karşı karşıya gelip kanamasının ne kadar olduğunu sorduğumuzda, çoğu kadın bunu normal olarak ifade eder. Çünkü kıyaslayabileceği bir örneği yoktur. Beş günü geçen adet kanamaları ve çok aşırı sızmalara yol açacak kanama, normalden fazla kanama olarak algılanmalı, bir de mutlaka bir kadın doğum uzmanıyla görüşülüp, nedeninin bulunup tedavi edilmesi gerekir.”

Prof. Dr. Ferhanoğlu, şöyle devam etti: “Kansızlık tanısı konulan erkeklerde beslenme ile ilgili öneriler sunmadan önce kansızlığın neye bağlı olduğunu bilmek gerek. Eğer bir erkek ve demir eksikliğine bağlı bir kansızlığı varsa yine aynı şeye dönüyoruz. Eksikliğin neden olduğunun tespiti gerekiyor. Özellikle erkek olduğu için altta yatan nedenin çok iyi aydınlanması ve tedavinin ona göre yönlendirilmesi, beslenme alışkanlığının da ona göre tavsiye edilerek düzeltilmesi gerekiyor. Yani nedeni bulunmayan kansızlık henüz çözülmüş kansızlık anlamına gelmiyor.”

Erkeklerdeki Nedenler

Kadınlarda erkeklere oranla 5-10 kat fazla olan kansızlık sorunu ile ilgili olarak erkeklerdeki kansızlık probleminin altında yatan nedenler hakkında Prof. Dr. Ferhanoğlu, şunları söyledi: “Kadınlarda çoğunlukla jinekolojik kanamalar, adet düzensizlikleri önemli bir neden olduğu için çok rahatlıkla ve kolaylıkla düzeltilebilir bu neden. Halbuki erkekte de kansızlık söz konusuysa, kansızlığın demir eksikliğiyle ilişkisi, öyle bir fizyolojik olayın abartılması da söz konusu olmadığına göre, midenin, bağırsağın ülserleri, midenin bağırsağın polipleri, kanserleri dikkate alınmalı. Ve kaybın nedeni her kansızlıkta olduğu gibi çok iyi belirlenmeli. Diğer taraftan kansızlık tedavi edilirken, örneğin demir eksikliği varsa, demir eksikliği tedavi edilirken, diğer taraftan demir eksikliğine yol açan ana nedene ulaşılmalı ve o nedenin tedavisi yapılmalıdır. Bu anlamda da örneğin kolon tümörleri, polipler, ileri yaş grupta küçük damar genişlemeleri dediğimiz olayları çok net ortaya koyup onların tedavisi söz konusu olmadıkça uzayan ve hatta geciken tedavilerle karşı karşıya kalabiliriz.”

Beslenme

Kansızlık problemi saptanmış kişilerin beslenmesinde dikkat etmesi gereken noktaları Prof. Dr. Ferhanoğlu, şöyle açıklıyor: “Öncelikle kansızlık probleminin neye bağlı olduğunu bilmek lazım. Eğer kansızlık demir eksikliğine bağlıysa, demir eksikliğini beslemenin temeli hayvani gıdaların artırılmasıdır, kırmızı et ve etli gıdaların artırılmasıdır. Bitkisel gıdalarda demir yok mudur? Bitkisel gıdalarda da tabiki demir vardır. Ama bitkisel gıdalardaki demirin emilimi çok daha güçtür. O anlamda eğer altta yatan neden bir demir eksikliğiyse kırmızı et ve hayvani gıdaların artırılması önerilir.”

Türkiye’nin bir numaralı ölüm nedenleri kalp hastalıkları. Kolesterol nedeniyle insanların kırmızı etten giderek kaçarak, daha az tükettiğini ve buna bağlı olarak kansızlık problemini yaşayanlarada sık rastlandığını dile getiren Prof. Dr. Ferhanoğlu, şöyle devam etti: “Örneğin kalp hastası olduğu için yıllarca et yememiş ve zaten jinekolojik kanamalarla veyahut çeşitli kayıpları olan kadınlarda, kalp yetersizliğinin sonucu ortaya çıkmış demir eksikliğine bağlı derin kanamalar görmek bu dönemde çok mümkün.”

Bölgesel yeme alışkanlıklarının da kansızlığa bir artı getirisi olduğuna değinen Prof. Dr. Ferhanoğlu, şunları söyledi: “Bölgesel faktörlerin kansızlıkta rol oynadığı mutlak bir şekilde söz konusu. Örneğin beslenmeyi dikkate aldığımızda, çay içimi fazla olduğu bölgelerde belki bir ölçüde çayın emilimi etkilemesi nedeniyle bir kansızlıktan söz etmek mümkün. Et tüketiminin fazla olduğu yörelerde kansızlık daha az görülecek. Tam tersi bitki ve sebze üretimi ağırlıklı olan yörelerde veyahut vejeteryan alışkanlığı olan kişilerde kansızlık çok daha yüksek oranda görülebilecektir.”

Prof. Dr. Ferhanoğlu, çocukluk dönemindeki değişik alışkanlıklarla ilgili olarak şöyle devam etti: “Avrupa tıbbına Türkler tarafından nerdeyse tanıtılmış bir konudur. Anadolu’da çeşitli kesimlerde toprak yemek, kil yemek, kireç yemek, aşırı buz yeme türünden sapmış iştah dediğimiz bir durum söz konusu olabilir ve böyle bir alışkanlık birlikte demir emilimini etkilediği için demik eksikliğinin çok sık görülmesine yol açabilir.”

Şişman insanlarda da demir eksikliği görülebildiğini belirten Prof. Dr. Ferhanoğlu, “kalorisi fazla gıda ile beslenme kansızlığı tamamiyle ortadan kaldırıyor anlamına gelmez, şişmanlar da aşağı yukarı eşit düzeyde diğer grupla kansızlıkla karşılaşma olasılığına sahip” dedi.

Kalıtımsal mı?

Kalıtımsal ve kalıtımsal olmayan çok çeşitli kansızlık nedenleri olduğunu belirten Prof. Dr. Ferhanoğlu, konu ile ilgili söyle devam etti: “Annesinin kansız olması o ihtimali de akla getirmektedir. Dolayısıyla kansızlığı yapan nedenin belirlenmesi, kalıtımsalsa ona göre bir tedavi programı çizilmesi uygun olur.”

Kansızlıkla Ortaya Çıkan Lösemi

Kansızlıkla ortaya çıkan löseminin oranı ile ilgili olarak ise Prof. Dr. Ferhanoğlu, şu bilgileri verdi: “Kansızlıkla karşımıza gelen hasta grubunun en büyük oranını bir kere demir eksikliği gibi tedavisi gayet mümkün basit nedenler. İkinci grubu kanamalarla ortaya çıkan kansızlıklar. Üçüncü grubu knotik bir hastalığın yarattığı kansızlıklar. Dördüncü grubu kan yıkımının hızlandığı gruplar yer alıyor. Dolayısıyla burada lösemileri en son sıraya, en küçük olasılık içine koymak gerekir. Çünkü Türkiye’de her kansız kişide "lösemi mi oldum?" fobisi vardır. Halbuki burada lösemi çok küçük bir oranı içerir. Dolayısıyla kansız olan böyle korku içinde olması gerekmiyor diye düşünüyorum.”

Cilt Üzerindeki Yansıması

Kansızlığın cilt üzerindeki yansıması ile ilgili olarak Prof. Dr. Ferhanoğlu, şunları söyledi: “Bir kere objektif kansızlık bulgularına bakmak lazım. Yani cildin soluk olması bir araştırmaya başlamak için yeterli bir adımdır ama yeterli bir veri değildir. Soluk görünür, kan değerleri tamamiyle normal sınırlarda sağlıklı insanlar vardır. Bu cildin kalınlığı, damarın nereden geçtiği, cildin kanlanmasıyla ilgili bir olay diye görmek lazım. Bunun dışında ciltte ne gibi değişiklikler yapıyor? Örneğin deride bazı değişiklikler yapan kansızlıklar var. Vitamin eksikliğinde düzleşmiş bir dil görüyoruz... Pütürlerin kaybolduğu bir dil görüyoruz. Dudak kenarlarında küçük çatlaklar demik eksiklenmesinde görülebilir. Yutma güçlüğü şeklinde çok derin kansızlık da demir eksikliğinde bir bulgu ortaya çıkabilir. Bunun dışında kansızlığı yapan ana neden bir başka cilt problemine yol açabilir. Örneğin troid hormonları yeterince salınmayan birinde karşımıza kansızlıkla geldiğinde cildinin kuru, pullanmış olduğunu da görebiliyoruz. Dolayısıyla çok dikkatli bir muayene, kansızlığı yapan nedenin çok net olarak ortaya konulması ve tedavinin de bu bilgiler ışığında yönlendirilmesi gerekir.”

Yaşlı İnsanlarda Kansızlık Daha Çok

Yaşlı insanlarda kansızlığın daha çok görülmesi ile ilgili olarak Prof. Dr. Ferhanoğlu, nedenleri şöyle açıkladı: “Yaşlılarda önemli bir problem kemik erimeleri... Ve yaşlı grupta çok sıklıkla biz aspirin kullanma, romatizmal ilaç kullanımı ve onların yarattığı mide ve bağırsaktan gizli kayıpları görüyoruz. Bunu ben o yaş grubunda hem mide bağırsaktan kanamalar yahut küçük damar çatlamaları nedeniyle kanamalar, bir diğer neden tabiki gizli küçük olasılıkla da olsa tümörlerin varlığı kansızlık nedenleri arasında yer almalı. Özellikle sınırsız romatizmal ilaç kullanımı kesilmeli. Neden bulunmalı ve tedavi ona göre yönlendirilmeli.”

Akdeniz Anemisi

Prof. Dr. Ferhanoğlu, Türkiye için önemli bir problem olan, Akdeniz Anemisi hakkında bilgiler verdi: “Türkiye’de Akdeniz Anemisi taşıyıcılığı yüzde 2.5-3 oranında önemli bir problem. Ancak demir eksikliğine bağlı Akdeniz Anemisi olmaz. Ya hasta Akdeniz Anemisi taşıyıcısıdır, ya demir eksikliğidir, yahut nadiren çok kan kaybediyorsa ikisi birlikte kombine söz konusudur. Eğer Akdeniz Anemisi taşıyıcısıysa ciddi bir sorun da oluşmayacaktır. Burada kortizonun katkısı ne olabilir? Kortizon mide bağırsağındaki kan kaybını biraz artırabilir, belki onun yarattığı bir kan kaybıyla birlikte demir eksikliği ve Akdeniz Anemisi taşıyıcılığı söz konusu olabilir.”

Tanı

Basit bir kan tahlili ile tanı konulabilen kansızlığın, tanı koyma yöntemlerini, kansızlık değerlerini Prof. Dr. Ferhanoğlu, şöyle açıkladı: “Bir kere basit bir kan sayımı. Kansız mıyız değil miyiz, bunun netleşmesi için şart. Hemoglobin düzeyi kadın için 11.5 gramın altındaysa kansız. Erkek için 13.5 gramın altındaysa yine kansızlık var diyebiliyoruz, bunun netleşmesi önemli. Çoğu hasta kansız zannederek geliyor, değerlerine bakıyorsunuz hiçbir kansızlıkla ilgili bir sorunun olmadığı da anlaşılıyor. Kansız, o halde ne tür kansız? Tabi bundan sonrası bir konunun uzmanının... Öyle ip uçları var ki, o ipuçlarını dikkatlice gözden geçirmek bir anda 30-40 nedenden 3-5 nedene düşürebiliyor kansızlık sebebini. Dolayısıyla biz tüm nedenleri değil, o nedenlere yönelek yolumuza devam ederiz. Sonra alınacak bir damla kanın yayılması 3-5 dakika içinde bir mikroskop altında değerlendirilmesi, belki 10-15 gün yapılacak tetkiklerden çok daha fazla bilgi verebiliyor bize. Bu bilgiler ışığında ikinci basamak tetkikleri isteyip kesin nedeni ortaya çıkarmak ve tedavisini de ona göre yönlendirmek doğru olacaktır.”

Demir Hapları

Tedavide kullanılan demir hapları ile ilgili olarak Prof. Dr. Ferhanoğlu, şu noktalara değindi: “Demir eksikliği tanısı konulmuş bir hastada demir tedavisi yapılmalı. Malesef yanlışlıkla hala Akdeniz Anemisi’ni demir eksikliğiyle tedavi edilmesi söz konusu. Dolayısıyla anemide birinci koşul, anemiyi yapan nedenin çok net ortaya konulmasıdır. İkinci basamak; eğer demir eksikliği anemisiyse hastada, bir taraftan demir tedavisine başlarken, ikinci ve çok önemli bir neden; demir eksikliğinin neden ortaya çıktığıdır. Beslenme sorunuysa iyi bir şeyle beslenmenin düzeltilmesi. Mide bağırsaktan kayıp söz konusuysa, bunun bulunup ortadan kaldırılması... Jinekolojik kayıpsa, bir jinekoloji uzmanıyla birlikte problemin çözülmesi. İyi bir tedavi ve tekrarlamayan bir tedavi için şart.”

Önlemler

Yüksek düzeydeyken halk sağlığını koruyacak bazı önlemler alınıp, yüzde 40’lara ulaşan kansızlık oranın geri çekilmesinin mümkün olup olmadığını, Türkiye’nin böyle bir yolu deneyip denemediğini Prof. Dr. Ferhanoğlu, şöyle açıkladı: “Dünyada kansızlık oranlarını burada çok kısa özetlemek gerekirse, örneğin İsrail’de kadınlarda kansızlık oranı yüzde 29, erkeklerde yüzde 14, hamilelerde yüzde 47. Hindistan’da kadınlarda yüzde 35, erkeklerde yüzde 6, hamilelerde yüzde 56... Bakın bu oranların çok dışına çıkıyoruz. ABD’de kadınlarda yüzde 6, erkeklerde yüzde 2.5, hamilelerde yüzde 25.. Gördüğünüz gibi diğer ülkelerle çok belirgin bir fark söz konusu Amerika’da. Bunun önemli bir nedeni, unun demirden zenginleştirilmesidir. Tabi bu başlı başına üzerinde durulması gereken bir konu. Türkiye’de bu yapılabilir mi? Bir taraftan yüzde 2-3 civarı bir Akdeniz Anemisi taşıyıcımız var ve biz onlarda demir önermiyoruz hiçbir şekilde fazla demir alımını önermiyoruz. Bir taraftan da yüzde 40’lara varan bir kansızlık sorunumuz var. Eğer risk taşıyıcılarımızı iyi bir şekilde belirleyip bunları bir kenara ve aynı undan almamalarını tavsiye etmek koşuluyla unu uygun bir şekilde, tat ve lezzetini de dikkate alarak, demirden zenginleştirecek olursak, tıpkı ABD’de, tıpkı İsveç’te yapıldığı gibi, kansızlık sorununu çok büyük bir ihtimalle yüzde 5’lere çekmemiz mümkün olacaktır.” Anemi (kansızlık) pekçok farklı şekilde tanımlanabilen kan rahatsızlığı olarak bilinmektedir. Bu kan rahatsızlığını kırmızı kan hücrelerinin fonksiyonlarında ve sayısındaki anormallik şeklinde ifade edebiliriz. Kırmızı kan hücreleriniz kırmızı rengini hemoglobinden alır, demir içeriği zengin protein oksijeni ciğerlerden vücudun diğer bölgelerine taşır. Anemi kırmızı kan hücrelerinin sayısını azalttığında ya da hücrelerin taşıyabileceği hemoglobin miktarını azalttığında vücudunuzun dokuları oksijenden yoksun kalır. Oksijen eksikliği tipik anemia türleri bulgularını üretir.Bu anemi bulguları: güçsüzlük, aşırı yorgunluk, solgun bir ten, nefes darlığı, düsensiz kalp atışıdır. Hatta çok şiddetli anemi felç, kalp krizi ve kalp tıkanıklığına da yol açabilmektedir. Demir eksikliği gibi bazı anemi türleri doğrudan kendileri rahatsızlığı yaratırken bazı anemilerde ise ardında dalak büyümesi ya da anti kanser ilaçlarının alımıyla sonuçlanan hemolitik anemia gibi bir hastalık yatmaktadır. Bazı anemi hastalıkları kolayca tedavi edilebilirken bazıları ise kronik ve hayatı tehdit edicidir. Sağda sağlıklı yapıdaki kan hücrelerini görüyorsunuz. Aynı biçimde ve büyüklükteki kırmızı kan hücreleri normal bir büyüme ve hemoglobin üretimini oluşturuyor.

Demir Eksikliği Anemisi

Tanım olarak düşük miktarda demire bağlı olarak kanın kırmızı hücrelerindeki azalmadır. Kansızlığın en sık görülen şekli budur. Demir, kanda oksijen taşıyan pigment olan hemoglobinin önemli bir parçasıdır. Demir eksikliğinin nedenleri :

  • Diyette az miktarda alınma,
  • Vücut tarafından az miktarda emilimi
  • Kronik kanamalar (ağır adet kanaması dahil)

Örneğin: burun kanamaları, hemoroid, mide yada barsak ülseri, polip, gastroenterial kanser gibi … Çocuklarda kurşun zehirlenmesi sonucunda da demir eksikliği anemisi görülür. Vücutta ve kemik iliğindeki demir depolarının harcanması sonucu kansızlık yavaş yavaş gelişir. Genellikle kadınlarda demir depoları daha azdır.

Yüksek risk grubu içerisinde doğurganlık çağında olan ve adet dönemi nedeniyle kan kaybı olan kadınlar, demir ihtiyacı artmış gebe veya emziren kadınlar, çocuklar ve diyetinde yeterli oranda demir bulunmayan kişiler bulunmaktadır. Kan kaybına bağlı risk faktörü arasında peptik ülser, barsak kanseri, rahim kanseri, uzun dönem aspirin kullanımı sayılmaktadır.

Demire bağlı aneminin kendine özel bulgular nelerdir ?

  • Yiyecek dışındaki şeylere istek. Örneğin: toprak, buz, kireç taşı, nişasta gibi…
  • Ağız kenarında ve tırnaklarda çatlaklar
  • Tırnaklarda biçimsizlik: kaşık biçimi almaları gibi…
  • Tahriş olmuş dil

Günlük demir gereksinimi ve kaybı ne kadardır?

Günlük demir gereksinimi 1-3 mgr. kadardır. Bunun % 5-10 duedenum ve proksimal ince barsaktan emilir. Günlük kayıp 1 mgr dır. Ter, dışkı, idrar, dökülen hücreler ile kaybedilir. Gereksinim bebeklik, hamilelik, ağır hastalık ve emzirme dönemlerinde artar.

Hangi besinler demir açısından zengindir?

Kırmızı et, karaciğer, balık, kuru üzüm ve yumurta sarısı demir açısından zengin gıdalardır. Un, ekmek ve tahıllar demir ile zenginleştirilmiş olabilir.

Demir eksikliği anemisi düşünülen hastalarda yapılması gereken başlıca tetkikler neler olmalıdır?

Tam kan sayımı, serum demiri, serum demiri bağlama kapasitesi, transferin saturasyonu, serum ferritin düzeyi, dışkıda gizli kan ve periferik yaymadır. Tam kan sayımında düşük hemoglobin ve hematokrit değeri, kanda düşük ferritin düzeyi, kanda total bağlama kapasitesi ve kan kaybını değerlendirmek açısından dışkıda gizli kan görülebilir.

Tedavi olarak ne uygulanır?

Ağızdan demir tedavisinde kullanılan demir formları demirsülfat, demir glukanat ve demir fumorattır. Demir tedavisine başladıktan iki ay sonra hemoglobin düzeyi normale dönecektir, ancak çoğunlukla kemik iliğinde olan demir depolarını doldurmak amacı ile tedaviye 6-12 ay daha devam edilmelidir.

Damar içerisine veya kas içerisine uygulanabilecek demir ilaçları da ağızdan alıma dayanamayan hastalarda kullanılabilir. Tedavi ile birlikte kan sayımı iki ay içerisinde normale dönecektir.

İlaç kullanılırken dikkat edilecek noktalar nelerdir ?

En iyi demir emilimi aç karnına olmasına rağmen pek çok insan buna katlanamaz ve gıda ile almak ister. Süt ve sütlü mamüller demir emilimini engelleyeceğinden ilaç ile birlikte alınmamalıdır. C vitamini demir emilimini artırırken hemoglobin üretiminde de önemli yer tutar. Diyet ile alınacak miktar yeterli olmayacağından gebelik ve emzirme dönemi sırasında kadınların yeterli derecede demir almaları gerekir.

Folik Asit Eksikliğine Bağlı Anemi

Vücudun yeterli kırmızı hücreleri yaratmak için folik aside ihtiyacı vardır. Folik asit olmadığı durumlarda kan hücresi üretimi azalmaya başlar. Bu durum sonunda anemi görülür. Folik asitin emilimini ve metabolizmasını etkileyen en önemli madde alkoldür. Bu sebeple folik asit eksikliğine bağlı anemi en çok alkoliklerde görülür. Ayrıca keçi sütü ile beslenmekte folik asiti düşürür. Diğer nedenler bağırsak hastalıkları, ağızdan alınan doğum kontrol hapları, kanser için alınan çeşitli ilaçlar ve epilepsi.

Folik Asit Eksikliğine Bağlı Aneminin kendine özgü bulguları nelerdir ?

  • İshal
  • Depresyon
  • Şişmiş ve kırmızı bir dil

Vitamin B-12 Eksikliği Anemisi

B-12 vitamininin emilimi mide de gerçekleşir. Bu emilimin gerçekleşmesi için mide B-12 asıl faktörü denilen bir maddeyi salgılaması gerekir. Bu faktörün eksikliği bu vitaminin eksikliğine neden olur. B-12 vitamini kırmızı kan hücrelerinin kemik iliğinden üretilmesi için gereklidir. Yetersiz miktar anemiye neden olur. Bu tarz anemi daha çok hayvan ürünleri yemeyen vejeteryanlarda ve mide rahatsızlıklarında (atrofik gastrit) görülür.

Bu Aneminin kendine özgü bulguları ?

  • Eller ve ayaklarda ürperme
  • Bacaklarda, ayaklarda ve ellerde duyu kaybı
  • Sarı ve mavi renklerle ilgili olarak renk körlüğü
  • Şişmiş ağrıyan ve yanan bir dil
  • Kilo kaybı
  • Kararmış cilt
  • İshal
  • Düzensizlik
  • Depresyon
  • Entellektüel fonksiyonların azalması

Aylık Kanamalar da Kansızlık Nedeni

Aylık kanamalar da kansızlık problemini gündeme getirdiğini belirten Prof. Dr. Ferhanoğlu, kadınların aylık normalde olması gereken kan kaybıyla, kansızlığa yol açabilir denilen kan kaybı arasındaki farkı şöyle açıkladı:

“Tabii her kadın belirli bir yaştan sonra belirli bir süre kanar. Aslında direk karşı karşıya gelip kanamasının ne kadar olduğunu sorduğumuzda, çoğu kadın bunu normal olarak ifade eder. Çünkü kıyaslayabileceği bir örneği yoktur. Beş günü geçen adet kanamaları ve çok aşırı sızmalara yol açacak kanama, normalden fazla kanama olarak algılanmalı, bir de mutlaka bir kadın doğum uzmanıyla görüşülüp, nedeninin bulunup tedavi edilmesi gerekir.”

Prof. Dr. Ferhanoğlu, şöyle devam etti: “Kansızlık tanısı konulan erkeklerde beslenme ile ilgili öneriler sunmadan önce kansızlığın neye bağlı olduğunu bilmek gerek. Eğer bir erkek ve demir eksikliğine bağlı bir kansızlığı varsa yine aynı şeye dönüyoruz. Eksikliğin neden olduğunun tespiti gerekiyor. Özellikle erkek olduğu için altta yatan nedenin çok iyi aydınlanması ve tedavinin ona göre yönlendirilmesi, beslenme alışkanlığının da ona göre tavsiye edilerek düzeltilmesi gerekiyor. Yani nedeni bulunmayan kansızlık henüz çözülmüş kansızlık anlamına gelmiyor.”

Erkeklerdeki Nedenler

Kadınlarda erkeklere oranla 5-10 kat fazla olan kansızlık sorunu ile ilgili olarak erkeklerdeki kansızlık probleminin altında yatan nedenler hakkında Prof. Dr. Ferhanoğlu, şunları söyledi: “Kadınlarda çoğunlukla jinekolojik kanamalar, adet düzensizlikleri önemli bir neden olduğu için çok rahatlıkla ve kolaylıkla düzeltilebilir bu neden. Halbuki erkekte de kansızlık söz konusuysa, kansızlığın demir eksikliğiyle ilişkisi, öyle bir fizyolojik olayın abartılması da söz konusu olmadığına göre, midenin, bağırsağın ülserleri, midenin bağırsağın polipleri, kanserleri dikkate alınmalı. Ve kaybın nedeni her kansızlıkta olduğu gibi çok iyi belirlenmeli. Diğer taraftan kansızlık tedavi edilirken, örneğin demir eksikliği varsa, demir eksikliği tedavi edilirken, diğer taraftan demir eksikliğine yol açan ana nedene ulaşılmalı ve o nedenin tedavisi yapılmalıdır. Bu anlamda da örneğin kolon tümörleri, polipler, ileri yaş grupta küçük damar genişlemeleri dediğimiz olayları çok net ortaya koyup onların tedavisi söz konusu olmadıkça uzayan ve hatta geciken tedavilerle karşı karşıya kalabiliriz.”

Beslenme

Kansızlık problemi saptanmış kişilerin beslenmesinde dikkat etmesi gereken noktaları Prof. Dr. Ferhanoğlu, şöyle açıklıyor: “Öncelikle kansızlık probleminin neye bağlı olduğunu bilmek lazım. Eğer kansızlık demir eksikliğine bağlıysa, demir eksikliğini beslemenin temeli hayvani gıdaların artırılmasıdır, kırmızı et ve etli gıdaların artırılmasıdır. Bitkisel gıdalarda demir yok mudur? Bitkisel gıdalarda da tabiki demir vardır. Ama bitkisel gıdalardaki demirin emilimi çok daha güçtür. O anlamda eğer altta yatan neden bir demir eksikliğiyse kırmızı et ve hayvani gıdaların artırılması önerilir.”

Türkiye’nin bir numaralı ölüm nedenleri kalp hastalıkları. Kolesterol nedeniyle insanların kırmızı etten giderek kaçarak, daha az tükettiğini ve buna bağlı olarak kansızlık problemini yaşayanlarada sık rastlandığını dile getiren Prof. Dr. Ferhanoğlu, şöyle devam etti: “Örneğin kalp hastası olduğu için yıllarca et yememiş ve zaten jinekolojik kanamalarla veyahut çeşitli kayıpları olan kadınlarda, kalp yetersizliğinin sonucu ortaya çıkmış demir eksikliğine bağlı derin kanamalar görmek bu dönemde çok mümkün.”

Bölgesel yeme alışkanlıklarının da kansızlığa bir artı getirisi olduğuna değinen Prof. Dr. Ferhanoğlu, şunları söyledi: “Bölgesel faktörlerin kansızlıkta rol oynadığı mutlak bir şekilde söz konusu. Örneğin beslenmeyi dikkate aldığımızda, çay içimi fazla olduğu bölgelerde belki bir ölçüde çayın emilimi etkilemesi nedeniyle bir kansızlıktan söz etmek mümkün. Et tüketiminin fazla olduğu yörelerde kansızlık daha az görülecek. Tam tersi bitki ve sebze üretimi ağırlıklı olan yörelerde veyahut vejeteryan alışkanlığı olan kişilerde kansızlık çok daha yüksek oranda görülebilecektir.”

Prof. Dr. Ferhanoğlu, çocukluk dönemindeki değişik alışkanlıklarla ilgili olarak şöyle devam etti: “Avrupa tıbbına Türkler tarafından nerdeyse tanıtılmış bir konudur. Anadolu’da çeşitli kesimlerde toprak yemek, kil yemek, kireç yemek, aşırı buz yeme türünden sapmış iştah dediğimiz bir durum söz konusu olabilir ve böyle bir alışkanlık birlikte demir emilimini etkilediği için demik eksikliğinin çok sık görülmesine yol açabilir.”

Şişman insanlarda da demir eksikliği görülebildiğini belirten Prof. Dr. Ferhanoğlu, “kalorisi fazla gıda ile beslenme kansızlığı tamamiyle ortadan kaldırıyor anlamına gelmez, şişmanlar da aşağı yukarı eşit düzeyde diğer grupla kansızlıkla karşılaşma olasılığına sahip” dedi.

Kalıtımsal mı?

Kalıtımsal ve kalıtımsal olmayan çok çeşitli kansızlık nedenleri olduğunu belirten Prof. Dr. Ferhanoğlu, konu ile ilgili söyle devam etti: “Annesinin kansız olması o ihtimali de akla getirmektedir. Dolayısıyla kansızlığı yapan nedenin belirlenmesi, kalıtımsalsa ona göre bir tedavi

Demir Hapları

Tedavide kullanılan demir hapları ile ilgili olarak Prof. Dr. Ferhanoğlu, şu noktalara değindi: “Demir eksikliği tanısı konulmuş bir hastada demir tedavisi yapılmalı. Malesef yanlışlıkla hala Akdeniz Anemisi’ni demir eksikliğiyle tedavi edilmesi söz konusu. Dolayısıyla anemide birinci koşul, anemiyi yapan nedenin çok net ortaya konulmasıdır. İkinci basamak; eğer demir eksikliği anemisiyse hastada, bir taraftan demir tedavisine başlarken, ikinci ve çok önemli bir neden; demir eksikliğinin neden ortaya çıktığıdır. Beslenme sorunuysa iyi bir şeyle beslenmenin düzeltilmesi. Mide bağırsaktan kayıp söz konusuysa, bunun bulunup ortadan kaldırılması... Jinekolojik kayıpsa, bir jinekoloji uzmanıyla birlikte problemin çözülmesi. İyi bir tedavi ve tekrarlamayan bir tedavi için şart.”

Yorum (yok) Yorum yaz!

Kalp Krizi gelirse ne yapmalı,Kalp krizinde yapılması gerekenler

Kalp krizine erken müdahale edilmediği takdirde beslenemeyen kalp kasının öldüğünü anlatan Prof. Dr. Mustafa Şan, "Bu da kalbin vücuda kan pompalama fonksiyonunu bozabilir ve bu durum ölümle sonuçlanabilir." açıklamasında bulundu.

Kalp krizinin aniden bastırması durumunda, paniğe kapılmadan üst üste kuvvetlice öksürmenin yararlı olduğu belirtildi. Öksürmeden önce her seferinde derin bir nefes alınmasını tavsiye eden uzmanlar, "Öksürükleriniz güçlü olsun, derinden gelsin ve uzun sürsün, tıpkı göğsünüzde birikmiş balgamı atmaya çalışır gibi öksürün. Her iki saniyede bir derin nefes alıp öksürün ve bunu ya yardım gelene dek ya da kalp atışlarınız tekrar normale dönene dek sürekli yapın." tavsiyesinde bulunuyor.

Bursa Özel Çekirge Kalp ve Aritmi Hastanesi'nden Prof. Dr. Mustafa Şan, kalp krizinin, kalbi besleyen ve onun canlılığını sağlayan koroner arterlerden birinin ani tıkanması sonucu beslediği kalp kasına kan gitmemesi ile ortaya çıkan hastalık olduğunu kaydetti. Kalp krizine erken müdahale edilmediği takdirde beslenemeyen kalp kasının öldüğünü anlatan Prof. Dr. Şan, "Bu da kalbin vücuda kan pompalama fonksiyonunu bozar ve ölümle sonuçlanabilir. Ayrıca kalp krizi anında ciddi, ölümle sonuçlanabilen ritim bozuklukları da ortaya çıkabilir. Sigara, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, şeker hastalığı, yaş, erkek cinsiyet ve ailede erken yaşta kalp krizi olması risk faktörleridir. Ayrıca önemi yeni anlaşılan fibrinojen, homosistein, lipoprotein, stres gibi risk faktörleri de vardır. Göğüste kollarla boyuna vurabilen baskı şeklinde göğüs ağrısı, terleme, nefes darlığı, çarpıntı, baygınlık hissi gibi belirtilerin tek ya da bir arada görülmesi de en büyük belirtidir." dedi.

"Yalnız başınayken kalp krizi geçirirseniz nasıl hayatta kalırsınız?" diyen Prof. Dr. Mustafa Şan, şöyle devam etti: "Pek çok insan kalp krizi geçirdiği sırada tek başına oluyor; etrafta yardım edecek kimse bulunmuyor. Kalp atışları düzensizleşen ve kendisini bayılacakmış gibi hisseden birinin bilincini yitirmeden önce yalnızca 10 saniye kadar zamanı vardır. Bu durumda ne yapmanız gerekir? Paniğe kapılmadan üst üste kuvvetlice öksürmeye başlayın.

Öksürmeden önce her seferinde derin bir nefes alın; öksürükleriniz güçlü olsun, derinden gelsin ve uzun sürsün, tıpkı göğsünüzde birikmiş balgamı atmaya çalışır gibi öksürün. Her iki saniyede bir derin nefes alıp öksürün ve bunu ya yardım gelene dek ya da kalp atışlarınız tekrar normale dönene dek sürekli yapın. Derin nefes almak ciğerleri oksijenle doldurur. Öksürmek kalbe tazyik yapar ve kan dolaşımını rahatlatır. Kalbe uygulanan bu tazyik, kalbin normal ritmine dönmesini kolaylaştırır. Bütün bunlar size, bilincinizi kaybetmeden önce hastaneye yetişecek zamanı tanır. Bu bilgi sayısız insanın hayatını kurtarabilir. Asla 'benim başıma gelmez' diye düşünmeyin. Hayat tarzımızın epeyce değiştiği şu son yıllarda artık her yaşta insan kalp krizi geçiriyor."

Yorum (yok) Yorum yaz!

Kanserle Mücadele Etmenin Yolları, Kanserle mücadele eden bir ge

İngiltere’nin Danduee Üniversitesinden bilim adamları, kanserle mücadele eden bir gen belirlediklerini bildirdi.

 

Araştırma grubu, bazı kişilerin neden kansere yakalanmadığının öğrenilmesinde bir adım daha attığına inandığını belirterek, belirli bir genin farklı varyasyonunu taşıyan bazı kişilerde, akciğer kanseri oluşma ihtimalinin daha düşük olduğunu saptadığını kaydetti.Araştırmada ayrıca, herkeste bulunan “CYB1B1” geninin bu varyasyonunun, kansere neden olan proteinin parçalanmasında daha hızlı ve daha etkili davrandığının belirlendiği kaydedildi.


Araştırmada, “CYB1B1” geninin bu varyasyonunu yüzde 10’dan daha az kişinin taşıdığı belirtildi.


Grubun başkanı doktor Thomos Friedberg de yaptığı açıklamada, bu buluşlarının kanser tedavisinde yeni yaklaşımlara kapı açmasını umduklarını söyledi.

Dundee’deki Ninewells hastanesinde çalışmaları yürüten Friedberg, bu geni taşıyan kişilerde tehlikeli kanser proteininin üç kat daha hızlı parçalandığını tespit ettiklerini bildirdi.

3 yıldan fazla süredir bu araştırma üzerinde çalışan uzman grubun şimdi, bu keşiflerinden kanserin diğer türleri için bir çıkarım yapıp yapamayacağına baktığı belirtildi.

 

kaynak www.ntvmsnbc.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

Kanser Nasıl Gelişir,Kanser Gelişimini Önlemenin Yolları Nelerdi

Keten tohumu kanser gelişimini önlüyor

Yapılan çalışmalar, keten tohumunun bazı kanser türlerinin büyümesini önlediğini gösteriyor... 

İZMİR - Ege Üniversitesi (EÜ) İzmir Atatürk Sağlık Yüksek Okulu tarafından düzenlenen “Uluslararası Gıda, Beslenme ve Kanser Sempozyumu”nda, “Keten Tohumunun Anti-Karsinojenik Etkisi” konulu bildiri sunan EÜ İzmir Atatürk Sağlık Yüksek Okulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nazan Tuna Oran, “yapılan çalışmalar, keten tohumunun kolon, prostat, meme kanseri gibi bazı kanser türlerinin risklerini azaltma yönünde koruyucu bir yararının olduğunu gösterdi” şeklinde konuştu.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Aids Nedir? Aids Hastalığının Belirtileri Nelerdir? Hiv Nasıl Bu

aids nedir? nasıl bir hastalıktır?
aids bulaşıcı bir virüs hastalığıdır. mikrobu hiv adı verilen virüstür. hiv girdiği vücudun, mikroplara karşı koyma yeteneğini sağlayan bağışıklık sistemini etkileyip yok eder. direnci azalan vücutta, hiv’nin etkisinin yanı sıra, çeşitli mikroplarda hastalıklara neden olurlar.

hiv pozitif nedir?
kanında hiv virüsü bulunan kişilere hiv pozitif denir. bu kişiler aynı zamanda kanında antikor bulunan seropozitif (anti-hiv testi = elisa testi pozitif) kişilerdir.

aids hastalığının belirtileri nelerdir?
hiv bulaştıktan sonra, aids hastalığı belirtileri kişinin yaşam koşullarına ve vücut direncine göre, 5-15 yıl, hatta bazen daha uzun bir süre sonra ortaya çıkar. hiv bulaştığı vücutta çeşitli hücrelere, özellikle cd4t kan hücrelerine yerleşerek çoğalır. zarar gören cd4t hücreleri giderek azalır ve bunun sonucu olarak vücudun bağışıklık sistemi yıkıma uğrar.

vücut direnci zayıflayan hastada, normalde zararsız olan, hafif geçen ya da ender rastlanan bazı hastalıklar belirir. ayrıca lenf bezlerinde büyümeler, ağız ve deride tekrarlayan uçuk, yara ve lekeler, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük görülür. tüberküloz, pamukçuk, diğer bakteri, mantar ve protozoon hastalıkları fırsatçı enfeksiyonlar ortaya çıkar. kişide bu belirtilerin ancak birkaç tanesinin bir arada bulunması durumunda aids düşünülebilir. kaposi sarkomu ve bazı lenfomalarda hiv enfeksiyonunu düşündüren önemli belirtilerdendir. kesin tanı için anti-hiv testi yapılır.

hiv nasıl bulaşır?
cinsel ilişki, kan ve anneden bebeğine olmak üzere üç yolla bulaşır.

cinsel ilişki ile bulaşır:
korunmasız cinsel ilişki ile bulaşır. tüm bulaşmaların %80-85’i bu yolla olmaktadır. hiv kanda bulunduğu gibi erkeğin sperm sıvısında, kadının vajina salgısında da bulunur. cinsel ilişki sırasında vajina, penis, anüs mukozası veya ağızdaki zedelenmiş doku ve çatlaklardan vücuda girerek; erkekten kadına, kadından erkeğe, erkekten erkeğe veya kadından kadına bulaşabilir. aids’ten başka cinsel ilişki ile bulaşan en önemli hastalıklar; bel soğukluğu (gonore), frengi (sifiliz) ve bulaşıcı sarılık(viral hepatit)’tır.

kan ile bulaşır:
tüm bulaşmaların %10-15’i bu yolla olmaktadır. aids hastasının ve taşıyıcısının kanında hiv bulunur. hiv’li kanla bulaşma çeşitli şekillerde olur:

kontrolsüz kan nakli ile bulaşır.
kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş, şırınga, iğne, cerrahi aletler, diş hekimliği aletleri, dövme aletleri, akupunktur iğneleri, jilet, makas gibi tüm kesici ve delici aletler ile bulaşma olabilir.
hiv’li erkek ve kadının cinsel organlarındaki kanamaların veya adet kanının penise, vajinaya ve ağıza teması ile bulaşma olabilir.
damar içi uyuşturucu kullananların paylaştıkları iğne, enjektör ve uyuşturucu madde eritilen kaşıklar ile bulaşma olabilir.
hiv’li organ, doku ve sperm nakli ile bulaşma olasılığı vardır.
anneden bebeğine bulaşır:
tüm bulaşmaların %5-10’u bu yolla olmaktadır. hiv hasta veya taşıyıcı anneden bebeğine gebelik, doğum veya emzirme sırasında bulaşabilir. hiv pozifif kadının doğuracağı çocuğa hiv’nin geçme oranı %30 civarındadır. gebe annenin tedavisi ile bu oran %7’ye düşmektedir. sütle geçme oranı fazla olmamakta birlikte, hiv pozitif annelere emzirme önerilmez. gebelik ve hiv ile ilgili bilgiler için aids danışma merkezi’ne başvurunuz.

hiv’nin bulaşmadığı durumlar nelerdir?
hiv/aids günlük yaşamda, aynı odada bulunma, aynı okulda okuma, aynı havayı soluma ile bulaşmaz. hiv sağlam deriden geçmez. tükürük, gözyaşı, ter, aksırık, öksürük, idrar, dışkı.el sıkışma, deriye dokunma, okşama, kucaklama, öpüşme.yiyecekler, içecekler, çatal, kaşık, bardak, tabak, telefon.tuvalet, duş, musluk, yüzme havuzu, deniz, sauna, hamam,ivrisinek ve diğer böceklerin sokması, kedi, köpek ve diğer hayvanlarla yaşamak hiv’nin bulaşmasına neden olmaz.
hiv/aids’ten nasıl korunalım?
cinsel ilişki en önemli bulaşma yoludur. hiv her türlü cinsel ilişki ile bulaşır. güvenli yaşam kurallarına uyularak, cinsel yolla olabilecek bulaşmadan korunulur. bu nedenle, cinsel ilişkide mutlaka koruyucu kılıf (kondom, prezervatif, kaput) kullanın. kurduğunuz ilişkinin tehlikeli olmayacağını düşünseniz bile, prezervatif kullanmayı ihmal etmeyin. koruyucu kılıf, cinsel hayatınızda en büyük dostunuzdur. çoğumuz hiv’nin hayat kadınlarında, uyuşturucu kullananlarda, eşcinsellerde bulunduğunu ve kendimize bulaşmayacağını sanırız. ancak, aids belirli bir sosyal grubun hastalığı değildir. hastalığın mikrobu olan hiv, cins, ırk, renk, din, yaş farkı gözetmeden herkese bulaşabilir. hiv, kişinin ya da cinsel eşinin hiv pozitif kişilerle prezervatif kullanmadan ilişki kurması durumunda, kişiye ve eşine rahatlıkla bulaşabilir. hiv pozitif olan kişi kendisini ve cinsel eşini korumak için her türlü cinsel ilişkisinde prezervatif kullanmalıdır. kontrolsüz kan nakline ve kan bulaşmış aletlerin kullanılmasına izin vermeyin.

kan naklinde aids testi yapılmamış kan asla kullanılmamalıdır. test sonucu negatif olan kan kullanılmalıdır.
kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş şırınga, iğne ve cerrahi aletler, diş hekimliği aletleri, dövme aletleri, akupunktur iğneleri, jilet ve makası kesinlikle kullanmayın, size uygulanmasına izin vermeyin.
bedeniz sizindir. elisa testinde size uygulanacak işlemler sırasında aklınıza takılan soruları karşınızdakine sormaktan çekinmeyin.
hiv pozitif kişi, test sonucunu öğrendikten sonra kesinlikle kan vermemelidir.
hiv’li sperm sıvısı, genital sıvı ve kan bulaşmış alet ve eşyanın yaralı dokuya teması ile de hiv’nin bulaşabileceğini unutmayın. yaralarınızı bantla kapayarak kendinizi koruyun.
aids’e karşı güvenli cinsel yaşam nasıl olmalıdır?
cinsel yaşamını güvence altına almak isteyenler için seçenekler:

hiv taşımayan kişi ile karşılıklı sadakate dayalı ilişki kurmak.
uvajinal, anal, oral (kadın veya erkek) tüm cinsel ilişkilerde prezervatif kullanmak.
cinsel birleşme yerine: okşamak, öpmek, mastürbasyon veya masaj yapmak.
cinsel yaşamda bilinmesi yararlı bilgiler:
cinsel eş sayısının fazlalığının hiv bulaşma riskini artıran bir unsur olduğu bilinmelidir. alkol ve uyuşturucular doğru ve sağlıklı düşünmeyi engelleyerek, cinsel ilişki sırasında olumsuz davranışlara neden olabilir.

anti-hiv testi nedir? ne zaman yapılır? nerelerde yaptırılabilir?
hiv vücuda girdiğinden itibaren, vücutta bununla savaşmak için özel antikorlar oluşur. kandaki bu antikorların elisa yöntemiyle saptanmasına anti-hiv testi denir. hiv antikorlarının elisa yöntemiyle ölçülebilecek düzeye ulaşması için 3 aylık bir süreye (pencere dönemi) ihtiyaç vardır. bu nedenle test, bulaşma olduktan 3 ay sonra yapılmalıdır.

anti-hiv testinin pozitif (seropozitif) olduğunu söyleyebilmemiz için western blot testi denen doğrulama testininde yapılıp sonucunun pozitif olması gerekmektedir. anti-hiv testi, üniversite hastanelerinin mikrobiyoloji laboratuvarlarında, sigorta ve devlet hastanelerinde ve özel laboratuvarlarda yaptırılabilir.

danışmanlık hizmetleri nedir?
hiv bulaşması, aids hastalığı, hastalıktan korunma, test yaptırma, hastaların bakım ve tedavisi hakkındaki bilgileri, kişiler yüz yüze ya da telefonla başvurarak, danışmanlardan öğrenebilirler. danışmanlık hizmeti, test yaptırmadan önce ve sonra mutlaka alınmalıdır.

hiv/aids’in tedavisi var mıdır?
hiv/aids’in tedavisinde olumlu gelişmeler vardır. retrovirüs grubunda bulunan hiv virüsüne etkili olduklarından antiretroviral adı verilen ilaçlar elde edilmiştir. bu ilaçlardan farklı etki mekanizmaları olanların ikisinin ya da üçünün birlikte kullanımıyla başarılı tedavi mümkündür. tedavinin ana amacı: kandaki virüs miktarını gösteren viral yükün baskılanıp en alt düzeye indirilmesi hatta yok edilmesi, bağışıklık sisteminin korunması, hiv enfeksiyonunun etkilerinin azaltılması, yaşam kalitesinin artırılması, aids’den ölüm oranının azaltılmasıdır. tedavi doktor kontrolünde ve kesintisiz sürdürülmelidir. fırsatçı enfeksiyonların çoğunu tedavi etmek mümkündür. aids’e karşı bugüne kadar kullanılabilecek aşı bulunamadı.

hiv’nin dezenfeksiyonu yapılabilir mi?
spermdeki ve vajina salgısındaki hiv, dış ortamda birkaç saatte, kuru ortamda ise yarım saatte ölür. hiv kurumuş kanda kısa zamanda ölür. hastanın ya da seropozitif kişinin kanı, spermi veya vajina salgısının bulaştığı eşyadaki hiv’nin öldürülmesi:

eşyayı birkaç dakika kaynatarak ya da 60°c’de 30 dakika ısıtarak virüs öldürülür.
sulandırılmış çamaşır suyu temas ettiği hiv’i 10 dakika içinde öldürür. 10 kez sulandırılarak kullanılır.
ultraviyole ile ışınlama (mavi ışık) hiv’nin yok edilmesi için önerilmeyen bir yöntemdir. ultraviyole ışını doğrudan temas ettiği yüzeydeki mikropları öldürür. cisimin altında kalan mikropları öldürmez.
deri hiv’den nasıl arındırılır?
su ve sabunla iyice yıkama ile (en az 15 saniye) bütün mikroplar gibi hiv de deriden uzaklaştırılabilir. yıkandıktan sonra derinin alkol ile temizlenmesi uygun olabilir. yaralanma durumunda, yara yeri önce sabun ve su ile iyice yıkanmalı, ardından tentürdiyot veya betadin gibi bir antiseptik ile temizlenmelidir

Yorum (yok) Yorum yaz!

  YASAL UYARI: sagliginonemi.blogcu.com'un içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik internetten araştırılarak derlenip hazırlanmış olup, sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. sagliginonemi.blogcu.com sağlıkla ilgili konularda en doğru bilginin hastayı muayene eden doktorundan öğrenilebileceğini savunur. Sitemizdeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır. Bu bilgilerin yanlış anlaşılması veya kullanılmasından doğabilecek mağduriyetlerden sagliginonemi.blogcu.com sorumlu tutulamaz. Sitemizdeki bilgi ve belgeler kesinlikle ticari amaçlarla kullanılamaz. Diğer maksatlarla kullanmak için de izin alınması gerekir. Bu siteyi ziyaret eden kişiler bu uyarıları kabul etmiş sayılır. Sitedeki bilgiler her gün güncelleştirilemediğinden her bilgi ziyaretçi tarafından, doktoruna danışılarak kontrol edilmelidir. .